Orta Doğu: Yüzyıllık hatanın bitmeyen savaşı
“Savaşın gerçek kazananı yoktur; geriye yalnızca yıkım, acı ve kayıplar kalır.”
Orta Doğu’da bugün yaşanan savaş ve gerilimler yalnızca güncel askeri hamlelerle açıklanamaz. Bölgenin yüzyıl önce kurulan siyasal mimarisi, halkların birlikte yaşama ihtimalini bastıran bir düzen yarattı. Eğer bu tarihsel hata sorgulanmazsa, yeni yüzyıl da eski acıların tekrarı olmaktan kurtulamayacaktır.
ABD ve İsrail’in İran’a dönük saldırıları ve buna karşı İran’ın füze hamleleri, bölgeyi bir kez daha tarihsel bir kırılma noktasına sürüklüyor. Ancak yaşananları yalnızca güncel askeri hamleler üzerinden okumak eksik kalır. Bu tabloyu anlamak için en az bir yüzyıl geriye gitmek; bölgenin nasıl dizayn edildiğini ve neden kalıcı bir barış üretilemediğini sorgulamak gerekir.
Sykes–Picot Anlaşması ve Lozan Antlaşması ile şekillenen Orta Doğu düzeni, dış müdahalelerle çizilmiş sınırlar ve dar milliyetçi reflekslerle inşa edilen merkeziyetçi ulus-devlet modeli üzerine kuruldu. Yüzyıl boyunca bu model, bölgeye huzur, refah, barış ve demokrasi getiremedi; aksine etnik, dinsel ve mezhepsel çatışmaların ve sürekli istikrarsızlığın zeminini oluşturdu.
Bu yüzyıl, halkların bir arada yaşama iradesinin güçlendiği bir dönem değil; birbirine karşı kışkırtıldığı, korkuların siyasetin malzemesi haline getirildiği bir boğazlaşma süreci olarak kayda geçti. Devletler sınırlarını korudu belki, ancak toplumlarını barış içinde bir arada tutamadı. Kurulan siyasal mimari çoğulculuğu değil, tekliği; müzakereyi değil, bastırmayı esas aldı.
Bugün bölge ülkelerinin kırılganlığı yalnızca dış müdahalelerin sonucu değildir; aynı zamanda yüz yıllık iç siyasal başarısızlığın ürünüdür. Baskıcı rejimler ve rantçı iktidarlar, toplumsal barış yerine kendi iktidarlarını önceledi. Kaynaklar halkların refahına değil, iktidar aygıtlarının tahkimine harcandı. Sonuç olarak etnik, mezhepsel ve dinsel gerilimler çözülmediği gibi derinleşti ve bölge halkları ağır bedeller ödedi.
Ezilen, bastırılan ve dışlanan halklar ise bu sürecin faili değil, mağdurdur. Kürtler, Asuri-Süryaniler, Ermeniler, Êzidîler, Aleviler ve diğer gayrimüslim topluluklar, yüzyıl boyunca bu gidişata müdahil olmak için sayısız girişimde bulundu. Eğer bu kolektif itirazlar demokratik bir yeniden kuruluş........
