menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eksik bir barış hikâyesi: Demir taşın direnci, yüksek dağın asaleti

28 0
16.04.2026

Bazı hikâyeler vardır, eksik yazılmaz; eksik bırakılır. Bu ülkede barış da uzun zamandır böyle bir hikâye. Hep konuşulan ama bir türlü tamamlanmayan…

Taşın bir sabrı vardır derler. Dağın da bir duruşu. Kolay kolay yerinden oynamaz, kolay kolay eğilmez. Belki de bu yüzden, bu hikâyenin tam ortasında duran iki insanı anlatmanın en sade yolu budur: Biri demir bir taş gibi direniyor, diğeri yüksek bir dağ gibi ayakta duruyor. Bu yüzden mesele sadece iki siyasetçinin tutukluluğu değil. Mesele, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın neredeyse on yıla yaklaşan bir süredir zindanlarda tutulmasıyla birlikte, bu ülkede barışın ne kadar sahici kurulmak istendiğiyle ilgili. Çünkü ikisini tanıyanlar bilir: Onlar hiçbir zaman meseleyi kendileri üzerinden kurmadı. Ne yaşadıkları acıları büyüttüler ne de başlarına gelenleri kişisel bir hikâyeye dönüştürdüler. Hep aynı yerde durdular: Halkların birlikte yaşayabileceği, eşit ve onurlu bir barış fikrinde.

Geçenlerde kaybettiği abisinin taziyesi vesile oldu Figen Yüksekdağ ile konuşmamıza. Kısıtlı, buruk, neredeyse lütuf gibi sunulan bir “izin”le çıkabilmişti son vedaya. Başsağlığı dilerken karşıdan gelen sesi duyunca insan ne hissedeceğini bilemiyor. Üzülse mi, sevinse mi, yoksa bundan utanıp içine mi dönse… Dile kolay, on yılı aşkın bir zaman girmiş araya. Bir acıyı paylaşmanın hüznü ağır basıyor ama yine de insanın içinde, ayıbını bildiği bir sevinç de kıpırdıyor: O sesi yeniden duyabilmiş olmanın tuhaf sevinci…Bazen bir sesi duymak bile insanı sarsmaya yeter.

En son Silvan’daydık. Önce bir gaz fişeği, sonra başka bir sokakta rastgele açılan gerçek bir ateş… Kıl payı kurtulmuştuk. O yüzden iyi tanırım o sesi. En zor anlarda bile titremez. Eyvah demez, eyvallah etmez. Kafa tutmak biraz Toros Dağları’nın öğretisidir belki; yüreğe taş basıp başı dik tutmak da hakiki bir Adana karakteri, kökleşmiş bir İnce Memed geleneği… Ve şimdi, en acı gününde bile aynı ses. Aynı direngen tını.

Zındandayken yaşadığı ebedi gidişlerin sayısını artık tutamaz olduk. Neredeyse ailenin yarısı yok. Her biri, bir vedaya bile doğru dürüst izin verilmeyen bir hayatın içinden eksildi. Bu kadar acı, bir insanın değil, bir dönemin yüküdür. Üstelik bütün bunlar, haksızlığı uluslararası düzeyde de tescillenmiş bir hukuksuzluğun gölgesinde yaşanıyor. Ve daha da ağır olan şu: Tüm bu hukuksuzlukların sona ereceğinin vaat edildiği bir........

© İlke TV