menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Barışın gücü, tartışmanın gücüdür

10 0
27.08.2026

Demokratik Toplum ve Barış Süreci üzerine yazmaya devam ediyoruz. Çünkü süreç Türkiye’nin son yarım yüzyıllık tarihindeki en önemli siyasal aşamalardan birine ulaşmış bulunuyor. Sürecin silahsızlanma boyutunda artık finale yaklaşıldığı yönünde güçlü işaretler var. Bu önemli bir gelişmedir. Çünkü silahların devreden çıkması, yalnızca çatışmanın sona ermesi anlamına gelmez; aynı zamanda siyasetin, hukukun ve toplumun önüne yeni bir kapının açılması demektir.

Ancak bu noktada kuşkuları dağıtmayan bir durumla karşı karşıyayız. Silahsızlanma konusunda kritik bir mesafe alınırken, Kürt meselesinin demokratik ve kalıcı çözümüne ilişkin temel başlıklarda aynı ilerleme söz konusu değildir. Barışın askeri boyutu ilerlerken, siyasal ve hukuksal boyutunun yerinde sayması, sürecin en zayıf halkasını oluşturmaktadır.

Bunun temel nedeni yalnızca teknik eksiklikler değildir. Esas sorun, iktidarın otoriter yönetim anlayışını büyük ölçüde sürdürmesi ve hem iç hem dış siyasal konjonktüre göre süreci zamana yaymayı tercih eden muğlak yaklaşımıdır. Barış iklimi belirsizlik algısını sevmez. Belirsizlik, bu aşamada yönetilebilir görünse de uzun vadede güveni aşındıran önemli bir etken olarak görülmelidir. Bu bağlamda, eksik ve yetersiz yanlarına rağmen ‘Çerçeve Yasa’nın çıkarılmış olması önemli bir gelişmedir. Siyasal süreçlerin hukuki zemine kavuşması her zaman değerlidir. Ancak yasanın uygulanmasının Milli Güvenlik Kurulu’nun teyit ve tesciline bağlanması, hukuki güvenceyi güçlendirmekten çok yeni muğlaklıklar üretmektedir. Hukukun öngörülebilir olması gerekirken, sürecin kritik başlıklarının güvenlik bürokrasisinin değerlendirmesine bırakılması, doğal olarak soru işaretlerini büyütmektedir.

Belki de bu nedenle DEM Parti yöneticilerinin zaman zaman dikkat çektiği önemli bir olgu ortaya çıkmaktadır. Tarihi önemde bir sorunun çözümünde belirli bir aşamaya gelinmesine rağmen, toplumda, entelijansiyada ve demokratik kamuoyunda beklenen heyecan ve coşku oluşmamaktadır. Bunun nedeni toplumun barış istememesi değildir. Tam tersine toplum barışı istemektedir; ancak barışın gerçekten kurumsallaşacağına dair yeterli güven oluşamamaktadır.

Bu noktada sorumluluğun doğru yere konulması gerekir. Kürt siyasi hareketi açısından defalarca ifade edilen çözüm iradesine rağmen, devlet ve iktidar cenahının demokratikleşme yönünde gerekli normalleşme adımlarını atmaması, bu güven eksikliğinin temel nedenidir. Silahsızlanmanın diğer yüzü konumundaki siyasal ve hukuksal zemin hâlâ oluşturulmamıştır. Kamuoyunda taşınan kuşkular da çoğunlukla buradan beslenmektedir.

Siyaset boşluk kaldırmaz. Süreç de öyle… Atılmayan her adım, ertelenen her karar ve belirsiz bırakılan her başlık zamanla bir zayıf karına dönüşür. Sadece içeride değil, dışarıda da süreci sabote etmek isteyen çevreler tam da bu boşluklardan beslenir. Hiçbir komplo sağlam zeminde büyüyemez; komplolar daima belirsizliğin gölgesinde hayat bulur. Bugün yaşanan gelişmeler de bunu doğrulamaktadır. Son günlerde dolaşıma sokulan ve İmralı’daki görüşmelere ait olduğu iddia edilen sözde tutanaklara sıradan belgeler gibi yaklaşmak mümkün değildir. İmralı Heyeti’nin, Hareket Yönetimi’nin ve Sn. Öcalan’ın bu metinleri kesin bir dille reddetmesi ve bunları sürece dönük bir komplo olarak tanımlaması son derece dikkat çekicidir.

Burada hedef yalnızca kafa karıştırmak değildir. Hedef, Sayın Öcalan’ın süreçteki belirleyici rolünü tartışmalı hale getirmek; aynı zamanda uzun yıllardır inşa etmeye çalıştığı demokratik Türk-Kürt birlikteliği perspektifini toplum nezdinde aşındırmaktır.

Benzer şekilde son dönemde Zonguldak ve Düzce’de Kürt işçilere yönelik linç girişimleri, Amedspor maçında açılan ‘sarı torba’ provokasyonu ve Kürt futbol kulüplerinin karşılaştığı sistematik organizasyonlar da yalnızca adli vakalar........

© İlke TV