Süreç: İki hikâye tek yol
2018 yılında yayınlanan Süreç: Kürt Çatışması ve Çözüm Arayışları kitabım için editörlüğü üstlenen Tanıl Bora“Süreç” ismini önerdiğinde, sadece geride bıraktığımız süreci değil, bir yönüyle bugünkü süreci de tariflemiş gibiydi:
“Süreç”… 2013-2015 arasında Türkiye’de “süreç” deyince, Kürt meselesiyle ilgili yürütülen “çözüm süreci” anlaşılıyordu. Bunu “barış süreci” diye tanımlayanlar da, “ihanet süreci” diye tanımlayanlar da vardı. Ülkenin en yakıcı sorunuyla ilgili bu “süreç”, gündemi yoğun biçimde kapladıktan sonra, hızla sona erdi ve sanki hiç yaşanmamış gibi adeta buharlaştı.”
“Süreç”… 2013-2015 arasında Türkiye’de “süreç” deyince, Kürt meselesiyle ilgili yürütülen “çözüm süreci” anlaşılıyordu. Bunu “barış süreci” diye tanımlayanlar da, “ihanet süreci” diye tanımlayanlar da vardı. Ülkenin en yakıcı sorunuyla ilgili bu “süreç”, gündemi yoğun biçimde kapladıktan sonra, hızla sona erdi ve sanki hiç yaşanmamış gibi adeta buharlaştı.”
Buharlaşan “süreç” on yıllık aradan sonra tekrar gündemimize geldi. Ancak ilgili aktörlerin tanımlamaları, kavram setleri ve pozisyonları neredeyse birbirini inkâr edecek düzeydeki farklılığını koruyor. 2013-2105 sürecinde olduğu gibi bugün de 1,5 yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen süreci adlandırmakta, kapsamını tanımlamakta zorlanıyoruz.
Kamuoyuna açık edildiği 1 Ekim 2024 tarihinden bu yana sürece dair kabaca iki baskın hikâye var.
AK Parti ve MHP’den oluşan Cumhur İttifakı başından itibaren bu yeni girişimi bir “devlet projesi” olarak tanımlıyor. İktidar bu yeni girişimi, “terörsüz Türkiye süreci” ve “terörsüz bölge süreci” olarak çerçeveliyor ve buna göre konumlanıyor. Yakın zamanda AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik partisinin MYK gündemine ilişkin basın toplantısında birinci hikâyeyi şu sözlerle tekrarladı:
“Terörsüz Türkiye konusundaki çalışmalarımız devam ediyor. Komisyonun ortaya koyduğu rapor var. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge derken terör örgütü PKK’nın feshi ve silahların bırakılması yönünde bir yol haritasından bahsediyoruz. Bütün temaslarımızı vatandaşlarımızın gözü önünde son derece şeffaf bir şekilde sürdürüyoruz. Bir al-ver süreci değildir. Esas olan terörün bölge gündeminden çıkmasıdır.”
“Terörsüz Türkiye konusundaki çalışmalarımız devam ediyor. Komisyonun ortaya koyduğu rapor var. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge derken terör örgütü PKK’nın feshi ve silahların bırakılması yönünde bir yol haritasından bahsediyoruz. Bütün temaslarımızı vatandaşlarımızın gözü önünde son derece şeffaf bir şekilde sürdürüyoruz. Bir al-ver süreci değildir. Esas olan terörün bölge gündeminden çıkmasıdır.”
Buna karşın Öcalan -ve ona göre konumlanan KCK ve DEM Parti- 27 Şubat 2025 tarihindeki ilk çağrısından bu yana süreci “barış ve demokratik toplum süreci” olarak tanımlıyor. Öcalan fesih ve silah bırakma çağrısı yaptığı deklarasyonda ikinci hikâyeyi şu sözlerle özetliyordu:
“Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır. Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür. Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir. Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol yoktur. Olamaz. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir.”
“Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır.
Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür.
Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir. Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol yoktur. Olamaz. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir.”
Aradan geçen yaklaşık 18 aydan sonra geldiğimiz noktaya........
