AK Parti’nin Fütüristik Muhayyelesi
Der ya koca şair merhum Nuri Pakdil:
“Kutsal inadı olanlar gerekli Bir kalbi daha olanlar gerekli”
Gençliğinden bu yana İslami siyaset içindeki sülûkunu kutsal bir inada dönüştürmüş olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu hafta Sapanca’da yapacağı AK Parti istişare toplantısı, kelimenin tam anlamıyla bir feverangâh olma özelliği taşıyor. “Ne olacak?”, “Nereye gidiyoruz?”, “Ne yapıyoruz?”, “Ne yapacağız?”... Siz soruların ardı arkasını siz getirin. Hepsinin cevabı ise şeksiz şüphesiz, akrebin kıskacında yoğrulan kadere teslim olan Erdoğan’ın dilinde ve dolayısıyla elinde… Erdoğan’ın tarihi konuşmasıyla Sapanca, bir bakıma “biat yeri”, biatı tazeleme yeri olacak.
Devraldığı Millî Görüş arazisinin yanına, arkasına, önüne yeni araziler ekleyerek büyüttüğü ve harem-i ismetine çevirdiği alana şimdi gecekondu yapmak isteyenler, hatta kat da çıkalım diyenler var.. Huyudur, ateşi eliyle almaz. İhanet etmeyeceksin, aklıyla dalga geçmeyeceksin, harem-i ismetine el uzatmayacaksın, göz koymayacaksın… Affetmez. Sabırlıdır, bekler. İnce öğütür. Recep Tayyip Erdoğan bu… Şakası olmaz. Milletvekillerinin, bakanların el pençe durduğuna bakmayın; şeytana uyma, yoldan çıkma kapasitesi olanları çok iyi biliyor. İzliyor. Nush etmeye çalışıyor olmuyor, tekdir ediyor anlamamazlıktan geliyorlar. Köteği yiyen belini kaldıramıyor. Benim ara sırada “Millî Görüş gömleği” diye dilime pelesenk ettiğim gömleğin artık kendisi yeni versiyonunu imal etmiş durumda. Yerine birini getirecek ise ona “Made in Erdoğan” olan bir gömlek giydirecek. Hem de “fütüristik muhayyile” ile… “O da ne?” diyenler, az sabırlı olun.
"İstihbaratçı Bir Derviş" ve "Müslümanların Edward Said'i": İbrahim Kalın
“Fütüristik muhayyile” anlayışını belki de AK kadrolar içinde en iyi anlayacak kişi MİT Başkanı Dr. İbrahim Kalın’dır… Kuş tüyü yastıklar içinde sarmalanıp büyütülen bir isim değil. Hayatın her merdiven basamağını çıkarken yalnızca düşünce ufkuna değil, entelektüel birikimine de tahkimat yapan, şu andaki görevi nedeniyle “istihbaratçı bir derviş”, feylesof, aksiyon adamı pozisyonunda. Muhyiddin İbnü'l-Arabi’nin tasavvuf anlayışını, velinimeti ve hocası olan 95 yaşındaki Seyyid Hüseyin Nasr’ın Şiayı reddetmesinden sonra Mevlana ve Yunus çizgisinde bir tasavvuf anlayışıyla birleştiren bir isim İbrahim Kalın.
Geçenlerde ünlü bir siyaset adamı onu tarif ederken kendisi için “Müslümanların Edward Said’i” diyor. Orta Doğu merkezli İslam coğrafyasını navigasyon gibi bilmesi yetmiyor; kütüphane kütüphane, fikir akımı fikir akımı, fikir adamı folkloruna kadar biliyor, hazmediyor ve yansıtıyor. Artık şehir efsanesinin ötesinde işlere imza atmaya başladı. “Sultanım sen yaşa” deyip el pençe durup onaylamak yerine, Sultanın ömrüne ve sağlığına bereket dileyip demesi gerekeni, gereken dozajda söylüyor. Makamı büyüyor, kendisi mütevazıleşiyor. Erdoğan bu… Sevdiği adamı bir koltukta tutmaz; sevdiklerini devamlı alan değiştirerek yetiştirir... Bildi, gördü, güvendi mi hemen yeni bir görev veriyor. İbrahim Kalın, Emine Hanım’ın tezkiyesini bir saniye bile boşa çıkartmadı. Yüzünü ağarttı.
Bakın Numan Kurtulmuş’a… İstanbul İmam Hatip Lisesi’nden okul arkadaşı. Başbakan Yardımcısı, Kültür ve Turizm Bakanı, TBMM Başkanı… Nasıl bir devlet adamı örneği veriyor. Merhum Sabahattin Zaim Hoca’nın yüzünü ağarttı.
İlim Yayma Cemiyeti, devrimbaz kodamanların viski çektiği kamıştan ciğerlerine kan çekerek, ter dökerek Türkiye’de görünmeyen eğitim ordularını oluşturdu. Merhum Prof. Dr. Sabahattin Zaim ve merhum Dr. İsmail Niyazi Kurtulmuş’un 1960’lardan kalan bir modelini hâlen uygular. Elli bin genç, onların kurduğu hayır pazarında bursla, ekonomik imkânla buluşuyor. Burs verilen öğrencilerden öne çıkanlar, vatan hizmeti gibi alanlarına göre üniversitelere gönderiliyor. Yetişirler. Edirne’den Kars’a, Hakkari’den Muğla’ya vatan coğrafyasında, Türk bayrağının gölgesinde hizmet........
