Ahbaplar Tamam, Sıra Çavuşlara Geldi mi?
Kandırılmak ne kadar acı, değil mi?
Sosyal medyada, televizyonlarda, gazetelerde birbiri ardına Ahbap Derneği ile ilgili, hele o göklerden yere indiremedikleri Haluk Levent ile ilgili sanatçıların, iş adamlarının, gazetecilerin, yazarların, siyasetçilerin açıklamalarını okuyoruz da hayret ediyoruz. Nasıl da kuzu kuzu teslim olmuşlar... Tuzu yalamış koyunların can havliyle suya koşması gibi; Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığının, bir de buna devlet düşmanlığını eklerseniz, nerelere vardığını çok iyi görürsünüz.
Türkiye'de Kemalizm'in şemsiyesi altında, katı laikçiliğin argümanlarıyla siyaset yapanların, mutlak butlan davasıyla CHP'de yaşadıkları kurultayda delege oylarının menfaate, para karşılığı devşirilmesi olayıyla ilgili hazım sorunu yaşanırken, bir de Ahbap Derneği'nde yaşananlar eklendi. İnsanların merhamet ve yardımlaşma duyguları üzerine bina edilen; popüler kültürle ve en önemlisi de algı yönetimleriyle süslenen bir olay, toplumsal olarak dibe vurduğumuzun en temel göstergelerinden biri oldu. Yıllardır laikçi çevrelerin "makarnacılar", "bidon kafalılar", "koyun gibi oy veriyorlar", "sürü gibi hareket ediyorlar" diye yerden yere vurdukları mütedeyyin ve muhafazakar çevrelerin suskunluğu karşısında, giderek dozajı artan ve günden güne şiddetlenen nefret dili, bu insanların elinde patladı. Ne oldu şimdi? Bir Onuncu Yıl Marşı'na, bir Atatürkçülük belagatına kurban edilen paraya mı, yoksa insanların vicdanlarıyla hareket ederek yardım duygularına mı üzülmeli?
Bir bakıma bu bir CHP klasiği... Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde, İSKİ yönetiminde aldatılan, aldatıldığı ile de kalmayıp milletin, devletin paralarını bir hovardalığa kurban edenlerin neticesinde; Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmişti. Devletin ve milletin parasını koruma ve kollama inancı, Refah Partisi'ni o dönemde yerel yönetimlerde iktidar yapmış; belediyelerin kapılarına "Rüşvet alan da veren de melundur" diye yazılar asılmıştı. Erbakan'ın inanç temelli siyasetini damıtarak oluşturduğu Millî Görüş hareketinin en temel dinamikleri; toplumsal güvenin yanında, toplumun malının mülkünün korunması ve gözetilmesi anlamı da taşıyordu. Bu, bir anlamda Kemalizm'in ve Atatürkçülüğün arkasına saklanarak oluşturulan Cumhuriyet elitlerinin yaşadığı önemli bir darbeydi.
Akıllandılar mı? Elbette hayır. Çizik plak gibi, aradan geçen 30 yıldan sonra yerel yönetimlerde iktidar olan CHP'li yönetimlerin yaşattığı "Hırsız Var!" filmi yeniden vizyona girdi. İş bununla da kalmadı; Türkiye'de darbe geleneğinin genetik kodlarına işlediği siyasetin, kendi partisinin kurultayında bile hile ve hurda yolunu denemesi, ahlaken çöküşün sol yanını gösterir oldu. Halbuki Kemal Tahir'in, İdris Küçükömer'in öngördüğü; Anadolu topraklarına dayalı, toplumcu ve millî ekonomiye dayanan kalkınma modelinin temeli, ahlaki bir siyasetin toplumun tüm katmanlarına yayılmasıydı. Park alanlarında "Çimenlere basmayınız" levhasının siyasete konulması halinde, "Devletin ve milletin parasını çalmayınız" levhasına dönüştürme öngörüsü de bu surette ortaya çıktı.
Sol adına üzgünüm. Mevcut iktidara, hele hele Cumhuriyet tarihinin son seçmen bakımından en çok nefret edilen siyasi kişiliği olarak yansıtmaya çalıştıkları Recep Tayyip Erdoğan'a karşı sürdürülen sürek avının en temel savı, devlet ve millet kaynaklarının çarçur edilmesiydi. Ve güya ona oy veren seçmen, bunları bile bile koyun gibi güdülüyor ve oy veriyordu. Ne oldu şimdi? Kendilerini Cumhuriyet'in ve Türkiye'nin en eski partisi olarak ilan ederek, Cumhuriyeti koruma ve kollama konusunda mangalda kül bırakmayan, şu anda Cumhuriyet Halk Partisi'nde örgütlenen siyasilerin; tabanlarının gözlerinin içine baka baka tarlanın taşıyla tarlanın kuşunu vurması, toplumsal bir trajediyi de birlikte getiriyor. Buna bir de 6 Şubat depremlerinden sonra, devlet kurumlarına ve mevcut iktidarın yüzyılın afeti karşısındaki seferberliğine karşı "Devlet ve AK Parti bir şey yapmıyor, Ahbap yapıyor" şeklindeki şişirilerek büyütülen balonun ellerinde patlayıvermesi eklendi. Şimdi kim, kime, ne diyecek?
Elbette alfabemizde 29 harf var ve Türkçe; dil bakımından, cümle kurma bakımından, bahane üretme bakımından çok maharetli bir dil. Ancak devletin içinde olup da devleti tanımayan kesimlerin suskun kaldığı zannedilen devletin, "Osmanlı Tokadı" karşısındaki şaşkınlığı, Göktürklerden bu yana unutulmaya çalışılan bir gerçekliği daha ortaya koydu: Devlet ebed müddettir. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun başlattığı arınma seferberliğini bu yüzden önemsiyorum. Temiz toplum talepleri ondan, şundan, bundan değil; ilk önce benden başlamalı, insan bu yüzden aynaya bakmalı. Umarım ve dilerim ki Cumhuriyet Halk Partisi'nin tabanı, sol vicdan aynaya bakıp hallerini görür; Recep Tayyip Erdoğan'a oy veren seçmeni koyun gibi saymaktan,........
