menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kurumlarda Güvenin Görünmeyen Yüzü: Kurallar mı, Gerçekler mi?

7 0
12.10.2026

Etik ilkeler duvarlarda asılı şık çerçeveli belgelerden, ihbar hatları kimsenin aramadığı telefon numaralarından, iç kontrol sistemleri ise kalın prosedür dosyalarından ibaret kaldığında, kurumlar kendilerini güvende zanneder.

Oysa gerçek güvence, kuralların kâğıt üzerinde var olmasında değil; lambalar söndüğünde, kriz anlarında veya zor kararların eşiğinde o kuralların uygulanıp uygulanmadığında saklıdır.

Bir kurumun en büyük yanılgısı hiç suistimal yaşanmadığına inanmak değil, kendi bünyesinde suistimal ihtimalinin dahi bulunmadığına körü körüne inanmasıdır.

Görünen Köy Kılavuz İstemez Ama…

Her kurumun görünen bir yüzü vardır:

Web sitelerinde yayımlanan etik ilkeler, işe girerken imzalanan davranış kuralları, parlatılmış kurumsal değerler…

Bir de herkesin bildiği ama ses çıkarmadığı görünmeyen yüzü:

İnsanların gerçekte nasıl davrandığı, hangi küçük ihlallerin "idare edildiği", kimin hangi dokunulmazlıklara sahip olduğu ve çalışanların yanlışları dile getirirken kendilerini ne kadar güvende hissettikleri.

İşte bu iki yüz arasındaki mesafe, kurumsal yönetişimin en önemli sınavlarından birini oluşturuyor.

Cerebra’nın Etik ve İtibar Derneği (TEİD) iş birliğiyle ve FutureBright Group yürütücülüğünde hayata geçirilen “İş Dünyasında Suistimal Algısı Araştırması 2026”, tam da bu iki yüz arasındaki mesafeyi gözler önüne seriyor.

Farklı sektörlerden 1.066 yönetici ve profesyonelin katıldığı bu çalışma, suistimalle mücadelenin yalnızca bir "uyum" ya da "denetim" meselesi olmadığını; işin özünde liderlik, adalet ve kurumsal güven meselesi olduğunu ortaya koyuyor.

Araştırmanın ortaya koyduğu tablo, iş dünyasına şu soruyu yöneltiyor: Kurumlarımızda doğru davranışı tarif etmekle doğru davranışı yaşatmak arasındaki mesafeyi ne kadar azaltabiliyoruz?

Kriz ve Adalet Algısı: Ekonomik Baskı Etik Sınırları Nasıl Zorlar?

Araştırmanın en çarpıcı verilerinden biri ekonomik iklimin risk algısına etkisi.

Katılımcıların “yüzde 63’ü” mevcut ekonomik koşulların suistimal riskini artırdığını düşünüyor; önümüzdeki 12 aya dönük beklentide ise bu oran “yüzde 69’a” fırlıyor.

Ancak mesele sadece küçülen cüzdanlar veya yüksek enflasyon değil.

Asıl patlama noktası, bu ekonomik baskıların kurum içindeki adalet duygusuyla nasıl çarpıştığıdır. İnsanlar sadece ne kazandıklarına bakmazlar; emeklerinin karşılığını alıp alamadıklarına, kuralların patronun çocuğuna ve sıradan çalışana aynı şekilde uygulanıp uygulanmadığına bakar. Ayrıcalıkların normalleştiği, başarının kişiye göre şekillendiği bir yerde kurumsal aidiyet buharlaşır. Çalışanlar, gayri meşru çıkış yollarını kendi içlerinde haklılaştıracak bahaneler........

© Hürses