Algoritma ve kodun ötesinde: Dijital çağda etik, kurumsal hafıza, vefa ve vicdan
Bugün iş dünyasının koridorlarında yankılanan kelimeler belli: “Veri, hız, yapay zekâ, otomasyon, algoritma...”
Ekranlarımıza saniyeler içinde düşen metrikler, organizasyonların nabzını önümüze seriyor. Araçlarımız akıllı, kabullerimiz büyük. Peki ya pusulamız?
Yarım asrı devirdiğim meslek hayatımın penceresinden baktığımda, bugünün dünyasında gözlemlediğim en büyük ironi şudur: Sistemler geliştikçe kurumsal riskler de o oranda rafineleşiyor.
Artık tehlike sadece rakamların yanlış yazılmasından ya da şekilsel bir hatadan ibaret değil; asıl büyük tehlike, kurumların “etik pusulalarını”, "hafızalarını", insan unsurunun getirdiği o ince "sezgisel vicdanı" ve en önemlisi “vefa ile kadirşinaslık duygularını” konfor alanlarına kurban etmeleridir.
Şekilsel Kurallar mı, Özdeki Etik ve Kadirşinaslık mı?
Gözümüzü sadece ekrandaki renkli oklara diktiğimizde, işin ruhunu ve ahlaki zeminini kaçırıyoruz. Kurumlarda güven, katı kuralların ezberlenmesiyle ya da şekilsel denetimlerle tesis edilemez.
Bir denetçi, yönetici veya lider sadece bir "kural bekçisi" konumuna indirgendiğinde, ortada kâğıt üstünde kusursuz ama özde “etik kof” yapılar kalır.
Oysa gerçek denetim ve iyi yönetişim; görünmeyeni görebilme cesaretidir.
Tablonun bütününe bakarken tuvalin arkasındaki çatlakları fark edebilmek, verinin arkasındaki insan hikâyesini okuyabilmektir.
Rakamlar size her şeyi........
