Militan Laiklik: Özgürlüğün Kalkanından İdeolojik Silaha
Normalde kurumları ve kuralları oturmuş, millî ve yerli eksenli politikalarla yönetilen, emperyalist müdahalelere kapalı olan ülkelerde “laiklik” ile “militan” sözcüklerinin yan yana getirilmesi; laikliğin militan sözcüğüyle tanımlanması mümkün değildir. Çünkü uluslararası kabul görmüş laiklik tanımına göre din işleri ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması ve bireylerin inanç özgürlüğünün korunması esastır. Oysa ülkemizde laikliğin sürekli bir “militan” ton kazanması sonucu, doğal olarak böylesi bir durum toplum arasındaki çatışma ve kırılmayı berrak biçimde ortaya çıkarmıştır. Bunun doğal bir sonucu olarak da “militan laiklik” ifadesi, kavramın özündeki özgürlük ve tarafsızlık ilkesini tersine çevirip bir tür ideolojik silaha dönüştürmektedir. Bir de laikliğin tanımsız bırakılması, herkesin kendi yorumunu üretmesine ve bu yorumların birbirine karşı birer silaha dönüşmesine yol açmakta; kavramın özü gölgelerle savaşan bir hayalete dönüşmektedir. Başka ülkeler için bir emniyet kalkanı olan laiklik, konu Türkiye olunca karmaşık bir mesele hâline geliyor ve içinden çıkılmaz, pimi çekilmiş bir el bombasına dönüşüyor.
Çünkü laiklik, anayasamızda yer almasına rağmen tanımsız bırakıldığı için herkes ve her kesim kendine özgü bir laiklik anlayışına sahip oluyor. Bu da kıyasıya bir kargaşa ve kavganın başlıca sebebi hâline geliyor. Kimine göre insan hakkı ve kişilerin kendine özgü yaşam biçimleri, kimilerince laiklik karşıtı eylemler olarak görülüyor ve baskı unsuru hâline geliyor. İnanç, ibadet ve kişisel yaşam hakları üzerinde laiklik, sırf tanımsızlığın boşluğunda inançlı kesimin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor. Bu durum toplumsal yaşamın her safhasına sirayet ettiği gibi siyasi hayatımıza da nüfuz etmiştir. Öyle ki bugün dahi tartışması devam eden “laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği” iddiasıyla Refah Partisi’nin kapatılmış olması, ülkemiz siyaset tarihinin kara bir lekesi olarak karşımızda durmaktadır. Neresinden bakarsanız........
