Gümrük Duvarları Yükselirken Türkiye Hangi Tarafta Olmalı?
Dünya ekonomisinde sessiz ama büyük bir değişim yaşanıyor.
Bir zamanlar ülkeler daha fazla ticaret yapmak için gümrük duvarlarını indiriyordu. Bugün ise birçok ülke kendi üreticisini korumak adına duvarları yeniden yükseltiyor. Tarifeler, sübvansiyonlar, ithalat kotaları, yerli üretim şartları ve stratejik sektör politikaları yeniden ekonomik gündemin merkezine yerleşmiş durumda.
Peki bu tablo Türkiye açısından ne ifade ediyor?
Bence mesele sadece ihracat rakamlarına bakarak anlaşılabilecek kadar basit değil.
Türkiye, dünyadaki korumacılık dalgasına karşı kendi duvarlarını mı yükseltmeli, yoksa daha fazla dünyaya açılarak mı cevap vermeli?
Benim cevabım net: Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla gümrük duvarı değil, daha fazla rekabet gücü.
Çünkü ticaretin temel mantığı yüzyıllardır değişmedi.
Bir ülke her şeyi kendisi üretmek zorunda değildir. Önemli olan, daha iyi yaptığı alanlarda uzmanlaşmak ve ihtiyaç duyduğu ürünleri daha uygun maliyetle başka ülkelerden temin edebilmektir.
Adam Smith’in yüzyıllar önce ortaya koyduğu düşüncenin özü de budur.
Ticaret, sıfır toplamlı bir oyun değildir.
Birinin kazanması için diğerinin kaybetmesi gerekmez.
Türkiye’nin bugün en fazla ihtiyaç duyduğu ekonomik zihniyet değişikliklerinden biri de budur.
Bir sektörü dış rekabetten korumak ilk bakışta cazip görünebilir.
İthalata vergi koyarsınız.
Yerli üretici rahatlar.
Ancak hikâyenin diğer tarafı çoğu zaman gözden kaçar.
Korunan üretici, zaman içerisinde rekabet baskısını daha az hisseder. Tüketici ise daha yüksek fiyat ödemek zorunda kalabilir. Üstelik üretimde kullanılan ara mallar da pahalı hale gelirse, ihracatçının maliyeti yükselir.
Yani ithalatı pahalılaştırarak ihracatı güçlendirmeye çalışırken, farkında olmadan ihracatçının ayağına da taş koyabilirsiniz.
Bu nedenle ticaret politikasında sadece “yerli üretim” demek yetmez.
Yerli üretimi dünyadan koruyarak mı büyüteceğiz, dünyayla rekabet ettirerek mi?
Ben ikinci seçeneğin Türkiye’nin uzun vadeli çıkarları açısından daha doğru olduğuna inanıyorum.
Çünkü gerçek anlamda güçlü ekonomi, rakibinden korkmayan ekonomidir.
Türkiye’nin ihracat konusunda önemli bir tecrübesi var.
Bugün dünyanın çok farklı coğrafyalarına mal satabilen bir üretim altyapısına sahibiz.
Ancak artık yeni bir aşamaya geçmemiz gerekiyor.
Daha fazla ürün satmaktan ziyade daha değerli ürün satmalıyız.
Daha fazla........
