menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Derdi Yazmak Olanın İşi Okumak Olmalıdır

10 0
24.03.2026

Yazar Peyami Sefa kitaplarla ilişkisini şöyle anlatıyor. “Bence kitap bir defa okumak için yazılan şey değildir. Bazı tanıdıklarım haftada üç dört kitap okuyorlar. Onlara hayret ediyorum. Kitap, nasıl diyeyim … içinde yaşadığımız ev gibi olmalı, vatan gibi olmalı, ona alışmalıyız, bağlanmalıyız, köşesini bucağını gayet iyi tanımalıyız, her noktasına hatıralarımız karışmalı. Değil mi? Bir musikî parçası gibi.”

Her kitap için değil ama bazı kitaplar için benzer şeyleri düşünüyorum. Bundan 25 yıl önce hapisten çıkarken orada okuduğum bazı kitapları yanımda dışarı çıkardım. Normalde hapishane koğuşundan dışarıya kitap çıkarmak mahpuslar tarafından kabul gören bir şey değildir. Kişiliğinize değer katan kitaplarla özel bağ kuruyor insan. Hep kitaplığınızda, yanı başınızda olsun istiyorsunuz.  Yıllar oldu halen daha o kitapları kitaplığımda görünce iyi hissediyorum kendimi. Okurken altını çizdiğimiz kitaplar insanın sırdaşı gibidir. Hele bir de o alıntıları yazdığınız bir kitabınızda paylaşmışsanız daha bir haşir neşir oluyorsunuz. Tıpkı sevdiğiniz bir dostunuz gibi hatırasını unutamıyorsunuz. Hapisten çıkardığım kitaplardan biri Octavio Paz’ın Yalnızlık Dolambacı kitabı idi. Paz bu kitabında Meksika’nın yalnızlığı üzerinden bize kıymetli bir yalnızlık anlatısı sunuyor. Hapishane yıllarımda bu kitap bana çok iyi gelmişti. Mahpus yalnızlığıma bir tarif ararken cevabını bu kitapta bulmuş bazı satırların altını çizmiştim. Şöyle diyordu Paz, “Yalnızlık duygusunun iki anlamı var: Bir anlamda yalnızlık “Kendini bil”mektir; öteki anlamdaysa, kendimizden (yalnızlığımızdan) kaçıp kurtulma özlemidir. Yaşamın temel koşulu olan yalnızlık, kaygıdan ve kararsızlıktan kurtulacağımız bir sınav ve arınmadır. Bu yüzden yalnızlık labirentinin çıkış kapısında, mutluluğa, tüm dünya ile yeniden birlik durumuna erişeceğimizi umarız.” Dışarıdaki dünya hakkında Paz kadar umutlu olmasam da içinde bulunduğum yalnızlığımı az da olsun teselli ettiği için iyi gelmişti. Kitap insanı içten çoğaltan bir şey olması bakımından her zaman insana iyi gelir, hapishanedeki insana çok daha iyi gelir. Bazen bana soruyorlar edebiyat ne işe yarar? Hapiste insanın ayakta kalmasına yarar diyorum. Hapishane gibi insansız bir ortamda kitaplarla çoğaldığımı anlayabiliyordum. Roman okudukça bir süre sonra roman kahramanlarıyla hemhal oluyorsunuz. Filozof Descartes “İyi kitaplar okumak, geçmiş yüzyılların en iyi insanlarıyla sohbet etmek gibidir.” demiş. Bu sözünü çok tutmuştum. Sanki hapishane koğuşundaki kitaplarla oluşturduğum dünyamı tarif etmişti. Günde on saat kitaplarla hemhal olmak bir kitap kurdu için az şey değildi. Hapishanede on yıl on saatlik bir kitap okuma mesaisiydi, benimkisi. Eskiler “Okumak dolmak yazmak boşalmaktır.” derdi. Her okuyan yazmaz ama çok okuyanın sonu genellikle yazmakla sonuçlanır. Benimkisi de tam olarak böyle oldu. Kitaba, edebiyata çocukluğumdan beri ilgim vardı. Dışarının koşturmacasından hengâmesinden yeterince kitap okuyamadım, hapishanede kitaplarla olan dostluğumu yeniden kurdum. Her mahpus kitap okumaz ama okumak isteyen için elverişli olanaklar sunar. Hapishaneyi yata yata bitirenler değil de yaza yaza bitiren şair ve yazarlar daha çok ilgimi çekmiştir. Bugün evdeki kitaplığımızda hapishane edebiyatına dair bir bölüm vardır. Sadece Türk edebiyatından değil, dünya edebiyatında hapishaneler üzerine yazılmış birçok yazarın kitabı bulunur. Dostoyevski’nin Ölüler Evinden Anılar’ı da Oscar Wilde’ın De profundis’i de Reading Zindanı Baladı Nazım Hikmet, Kerim Korcan ve Sabahattin Ali’nin hapishane şiirleri de kitaplığımızın iyi yerinde dururlar. Bazı kitaplar insana kitap yazdırır.

Yazmak herkese rağmen yazmaktır

Bana niçin yazar olduğumu soranlara bazen anlatıyorum: Tutuklanıp hapishaneye götürüldüğümde içerideki koğuş arkadaşlarım bana, “Dışarıyla ilgili hiçbir şey konuşma, kimseye bir şey anlatma burada her yerde Devletin kulağı var.” demişlerdi. “Devletin her yerde kulağı var” sözü beni tedirgin etmişti. Çok tuhaf bulduğum bu durum on yıl boyunca beni içime kapatmıştı. On yıl sonra hapisten çıktığımda ise bu kez dışarıdaki tanıdıklarım, “Hapishaneyle ilgili kimselere bir şey anlatma, hapis yattığını bilmesinler. Başına bir iş gelir, dışlarlar seni ve hiçbir yerde iş bulamazsın!” diyorlardı.

On yıl içerideyken dışarıda ne yaşadığımı kimselerle konuşamadım. Eğer dışarıdakilerin sözünü dinlemiş olsaydım, içeride neler yaşadığımı kimselerle konuşamayacak yazamayacaktım. Yazmaya başlayınca da bu kez yakınlarım ve dostlarım herkesten daha çok rahatsız oldular. Başka yazarların kitabı çıktığında ilk sevinen yakınları oluyordur. Benimkiler mahalleyi eleştirdiğim için kızıyorlar bana. Bazıları için sevimsiz kitapların yazarı olduğumu biliyorum. İnsanlar kitaplarımı sevsinler diye değil, rahatsız olsunlar diye yazıyorum. İyi bir kitap güzel olmaz, özgün olur farkındalık yaratır. Bu çağda sevimsiz olan maruz kaldığımız hayatlar ve yaşanmışlıklardır. İnsan öldürenlere, en yakınındaki yoldaşını öldürenlere bu canilikleri niçin yapıyorsunuz diyemeyenler, bu konuların yazarına dönüp, “Bunları niye yazıyorsun, amacın nedir?” diyorlar. Bu gibi eleştirileri dikkate almıyor ve kimseyi dinlemiyorum, insan bir tek kendini dinlediğinde özgür ve özgün olur.

G. Orwell: “Yazmak istiyorum, çünkü ortaya çıkarmak istediğim bir yalan, dikkat çekmek istediğim bir olgu var ve başlangıçtaki kaygım, sesimi duyurmak.” diyordu. Hep öyle olmuştur zaten. Derdi yazmak olanın işi okumak olmalıdır.

Bazı kitapları yeniden okumak…

Yine en verimli değerli zamanımı 2025 yılında kitaplara ayırdım. Daha önce okuduğum bazı kitapları yeniden okudum. Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar ve Suç ve Ceza bunlardan ikisi. Bu kitapları en son hapishanede okumuştum nereden bakarsak 25 yıl oluyor. “Bazı kitapları kaç yaşında okumak gerekir?” başlığı altında bir yazı yazmak iyi olabilir. Şu iki kitap üzerinden durumu anlatırsam daha açıklayıcı olabilir. Yeraltından Notlar’ı ilk okuduğumda anlaşılması zor bir kitap olarak kalmıştı, hafızamda. O yüzden de az not almışım. Okurken altını daha az çizmiştim. 25 yıl sonraki okumam daha verimli, anlaşılır oldu. Epey bir yerin altını çizdim, notlar aldım. Şöyle diyeyim Yeraltından Notlar bir orta yaş üstü okunması gereken kitaptır. Bana göre Dostoyevski kitapları içinde okunması en zor ve bir o kadar da sert bir kitaptır.

Suç ve Ceza romanını ilk okuduğumda daha çarpıcı ve etkileyici gelmişti. Ama 25 yıl sonra okuduğumda aynı heyecanı, etkiyi hissetmedim. Dostoyevski 644 sayfa olan bu kitabı 300 sayfa civarında tutmuş olsaydı roman içeriğinden bir şey kaybetmezdi diye düşünüyorum. (Ama Karamazov Kardeşler 795 sayfa olmasına rağmen uzun bir roman demiyorum çünkü bu romanda fazlalık yoktur) Karamazov Kardeşler Dostoyevski edebiyatının toplamıdır. Suç ve Ceza için de özeti diyebiliriz.

Klasik romanların yeni kuşaklar üzerinde şöyle bir baskısı var. 19. yüzyılda yazılmış eleştiri ve yorumlar bugünlere abartılarak taşındı. Sadece Dostoyevski için değil birçok yazar ve kitap hakkında eski yazılar sürekli güncellenerek bu yazıların etkisi hep devam ettirildi. Suç ve Ceza’daki roman kahramanı Raskolnikov abartılı bir roman kahramanıdır. Tolstoy’un Diriliş romanındaki kahraman Nahludov bize bütün Çar rejiminin hukuk sisteminin nasıl çalıştığını ve yozlaştığını anlatır. Bir insanın geçmişiyle nasıl yüzleşmesi gerektiğini anlatır. Ama Raskolnikov bu derece ezberimizi bozacak, farkındalık yaratacak bir mesaj vermez bize.

Suç ve Ceza’da aksiyon vardır ama mesaj zayıftır, Diriliş’te aksiyon zayıftır ama mesajlar derin ve anlamlıdır.


© Hür Fikirler