menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sosyalizm neden anti-sosyaldir?

49 0
10.08.2026

Sosyalizm, adından dolayı büyük bir kavramsal avantaja sahiptir. “Sosyal” kelimesi olumlu çağrışımlar taşır. Toplumu, dayanışmayı, yardımlaşmayı, ortak hayatı ve insanlar arasındaki iş birliğini hatırlatır. Bu yüzden sosyalistler, kendilerini bireyciliğe ve kapitalizme karşı daha “toplumsal” bir seçenek olarak sunmayı severler. Bireyciliği bencillikle, kapitalizmi çıkarcılıkla, sosyalizmi ise toplumsal dayanışmayla özdeşleştirmeye çalışırlar. Fakat, meseleye biraz yakından bakıldığında, bunun, esas itibarıyla, büyük ölçüde bir isimlendirme başarısı olduğu görülür. Sosyalizm, tabiatı itibarıyla sosyal olmaktan çok anti-sosyal bir sistemdir.

Amerikalı liberteryen Sheldon Richman’ın dikkat çektiği gibi, İngiliz bireyci düşünür Auberon Herbert bu noktayı daha 19. yüzyılda açık biçimde görmüştü. Herbert’in temel itirazı, “toplum”un bireylerden ayrı, onların üzerinde ve onlardan bağımsız bir varlık gibi düşünülmesine yöneliyordu. Toplum diye bireylerden bağımsız bir varlık yoktur. Toplum, bireylerin karşılıklı ilişkilerinden, mübadelelerinden, iş bölümlerinden, gönüllü iş birliklerinden ve ortak faaliyetlerinden meydana gelir. Bireyi ortadan kaldırdığınızda geriye toplum diye bir şey kalmaz. Herbert’in ifadesiyle, birey toplumsal varlığın yaşayan ve etkin unsurudur. Onu bastırırsanız, aslında toplumu bastırmış olursunuz.

Burada sosyalizmle ilgili temel çelişki ortaya çıkmaktadır. Sosyalizm, toplum adına hareket ettiğini söylerken toplumu meydana getiren bireyin iradesini sınırlamaktadır. Bireyin ne üreteceğine, ne tüketeceğine, hangi işi yapacağına, mülkünü nasıl kullanacağına ve kimlerle hangi şartlarda alışveriş yapacağına siyasi otorite karar vermeye başladığında ortaya çıkan şey sosyal iş birliği değil, zorlamadır. Oysa gerçek toplumsal........

© Hür Fikirler