menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İcra Hukukunda Şikâyet Hakkının Sınırları ve Takip Ekonomisi İlkesi

4 0
saturday

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 18.06.2026 Tarihli Kararı Üzerine Bir Değerlendirme

İcra hukuku, mahkemeler tarafından verilen kararların fiilen hayata geçirilmesini sağlayan hukuk dalıdır. Bir mahkeme kararının kesinleşmesi, adaletin gerçekleşmesi için gerekli olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Gerçek adalet, verilen hükmün makul süre içinde ve etkin bir şekilde yerine getirilmesiyle tamamlanır. Bu sebeple icra hukuku, yalnızca alacaklının alacağını tahsil etmesini sağlayan teknik bir takip mekanizması değil; aynı zamanda hukuk devletinin işlerliğini, yargı kararlarının otoritesini ve toplumsal adalet duygusunu koruyan temel kurumlardan biridir.

Bununla birlikte uygulamada, icra hukukunun tanıdığı bazı usulî güvencelerin zaman zaman amacından uzaklaştırılarak takip sürecini uzatma aracı olarak kullanıldığı görülmektedir. Özellikle aynı ilamlı icra takibine ilişkin olarak farklı hukuki gerekçelerle peş peşe açılan şikâyet davaları, çoğu zaman hukuka aykırılıkların giderilmesinden ziyade, satışın geciktirilmesine ve kesinleşmiş alacağın tahsilinin ertelenmesine hizmet edebilmektedir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 18.06.2026 tarihli, 2026/4540 Esas ve 2026/4583 Karar sayılı ilamı, işte bu soruna önemli bir perspektif kazandırmaktadır.

Şikâyet Hakkı Bir Güvencedir; Ancak Mutlak Bir Hak Değildir

İcra ve İflâs Kanunu’nun 16. maddesinde düzenlenen şikâyet kurumu, icra müdürlüğü işlemlerinin hukuka uygunluğunu denetleyen temel başvuru yollarından biridir. Bu yönüyle şikâyet hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün icra hukukundaki görünümüdür.

Ancak hukuk düzeni hiçbir hakkı sınırsız biçimde korumaz.

Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı, hakların kullanılmasına da yön veren temel ilkedir. Bir hakkın amacı hukuka aykırılığı gidermek iken, aynı hakkın yalnızca karşı tarafı yıpratmak, yargılamayı uzatmak veya kesinleşmiş bir mahkeme kararının icrasını engellemek amacıyla kullanılması artık hukuk düzeninin korumasından yararlanamaz.

Nitekim Anayasa’nın 141. maddesi davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını yargının görevi olarak belirlemiş; HMK’nın 30. maddesi ise usul ekonomisini yargılamanın temel ilkelerinden biri olarak kabul etmiştir.

İcra mahkemeleri de bu ilkelerden bağımsız değildir.

Kararın Dikkat Çeken Yaklaşımı

Karara konu olayda borçlu, aynı ilamlı icra takibine ilişkin olarak farklı icra mahkemelerinde çeşitli şikâyet başvurularında bulunmuştur.

Yargıtay kararında bu husus şu şekilde ifade edilmektedir:

”…borçlunun kesinleşmiş........

© Hukuki Haber