Anayasa Mahkemesi'nin Örgüt Üyeliği Suçunda ByLock Deliline Yaklaşımı
Bu yazımızda; Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu’nun 25.09.2025 tarihli ve 2020/31370 başvuru numaralı kararında, ByLock programının kullanıldığına dair tespitin, terör örgütü üyesi olma suçu açısından verilen mahkumiyet kararına dayanak delil olarak değerlendirilmesine ilişkin görüşünden bahsedilecektir.
II. Başvurunun Konusu ve Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi
Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PYD) üyesi olduğu şüphesi ile başlatılan soruşturmada; başvurucunun ByLock programını kullandığına, Asya Katılım Bankası Anonim Şirketinde (Bank Asya) hesabının bulunup, bu hesap üzerinde 2014 yılı ve sonrasında bankacılık işlemleri gerçekleştirdiğine, anılan örgüt irtibatı nedeniyle kapatılan Aktif Eğitimciler Sendikası’na (Aktif Eğitim-Sen) 01.07.2014-17.11.2015 tarihleri arasında üyeliği olduğuna ve başvurucunun çocuklarının aynı nedenle kapatılan F.E.K. okulunda öğrenim gördüklerine dair tespitlerde bulunulmuştur.
Başvurucu hakkında yapılan yargılamada Mahkeme; 07.12.2017 tarihinde, CGNAT kayıtları ve ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında tespit edilen veriler uyarınca, başvurucunun ByLock programını kullandığına ve Aktif Eğitim-Sen’e üye olduğuna dair olgulara dayanıp, terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sonucuna ulaşarak, 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.
Başvurucu; ByLock programını örgütsel veya başka bir amaçla kullanmadığını belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuş olup, başvurucunun istinaf talebi Bölge Adliye Mahkemesi tarafından esastan reddedilmiştir. Yargıtay ise, Bölge Adliye Mahkemesinin kararını onamıştır.
Başvurucu, Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuruda özetle;
Mahkumiyet kararına gerekçe gösterilen ByLock deliline karşı savunmalarının değerlendirilmemesi nedeniyle adil/dürüst yargılanma hakkı ile kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının,
Ceza infaz kurumunda müdafii ile yaptığı görüşmelerin kısıtlanması, sesli ve görüntülü olarak kaydedilmesi ve görevli tarafından izlenmesi sebebiyle müdafi yardımından yararlanma hakkının,
Yasal haklarının hatırlatılmaması, iddianamenin özetinin okunması, aynı davada birden fazla kişiyle yargılanması ve kendisine savunma olanağı sağlanmaması nedenleriyle savunma için gerekli zaman ve kolaylıklardan yararlanma hakkının,
Ceza infaz kurumunda ailesiyle yaptığı konuşmaların dinlenmesi, gönderdiği mektupların ve müdafii ile yaptığı görüşmelerin kayıt altına alınması nedenleriyle özel hayata saygı hakkının,
Muhakeme sürecinde görev alan adli makamların bağımsız ve tarafsız olmamaları nedeniyle bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının,
Basın açıklamaları nedeniyle suçsuzluk/masumiyet karinesinin,
Dijital eşyasına elkoyulması nedeniyle mülkiyet hakkının,
Kendisi ve ailesine ait kişisel verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi ve kendisiyle benzer durumda olan farklı kişilerin yargılanmamaları nedeniyle adil yargılanma hakkı ile bununla bağlantılı olarak ayırımcılık yasağının,
İhlal edildiğine ilişkin iddialarda bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesi yaptığı inceleme neticesinde; ByLock deliline ilişkin değerlendirmeler yönünden Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil/dürüst yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ve diğer ihlal iddiaları bakımından ise, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
III. Anayasa Mahkemesi’nin ByLock Deliline İlişkin Değerlendirmesi
Başvurucu; yargı mercilerinin mahkumiyet kararlarına esas aldıkları ByLock programının örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla kullanıldığına dair kabullerine karşı, davanın esasına etkili olarak ileri sürdüğü itirazlarının değerlendirilmemesi nedeniyle adil/dürüst yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
Anayasa Mahkemesi konuya ilişkin değerlendirmesini; Anayasa m.36/1’de yer verilen “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” ve Anayasa m.141/3’de düzenlenen “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” hükümleri kapsamında yapmıştır.
Adil/dürüst yargılanma hakkı kapsamında yer alan gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu yönden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkumiyet kararının gerekçesinde; EGM-KOM tarafından düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı ile başvurucunun kullandığı GSM hattına ilişkin CGNAT verileri uyarınca, FETÖ/PDY mensuplarının kullanımına sunulan ByLock iletişim programını “21915” User-ID numarası ile kullanmasına dayanılmıştır.
Anayasa Mahkemesi; Adnan Şen ([GK], B. No: 2018/8903, 15/4/2021) kararında, “Terör Örgütü Üyesi Olma Suçu” açısından verilen mahkumiyet kararında, ByLock programının kullanıldığına dair tespitin belirleyici delil olarak değerlendirilmesini “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi açısından ele almıştır. Bu kararda Anayasa Mahkemesi, ByLock’un yapısı ve kullanım amacı itibariyle örgütsel iletişime özgü bir sistem olduğunu ve bu nedenle kullanımının terör örgütü üyeliği suçunda yegane veya belirleyici delil olarak kabul edilmesinin kural olarak adil/dürüst yargılanma hakkına aykırı veya keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceğini ifade etmiştir.
Bununla birlikte İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM); Anayasa Mahkemesi’nin Ferhat Kara ve Adnan Şen kararlarından sonraki süreçte verdiği Yalçınkaya/Türkiye kararında, ulusal mahkemelerin mevzuat hükümlerini geniş ve öngörülemez bir şekilde yorumlayarak, ByLock kullanımının silahlı terör örgütü üyeliği anlamına geldiğini tespit ettiklerini belirtmiş, bu kapsamda ulusal hukuktaki suçun yasal tanımına göre gerekli olan kastın varlığı ayrıca tespit edilmeksizin, ByLock programını kullanan kişilere doğrudan ve etkili bir şekilde objektif sorumluluk yüklendiği kanaatine varmıştır. Dolayısıyla İHAM; bu durumun suçun, özellikle de suçun manevi unsurlarının oluşup oluşmadığını değerlendirme gereği duymaksızın, terör örgütü üyesi olma suçunu, katı bir sorumluluk suçuna dönüştürme ve böylece iç hukukta açıkça belirtilen gerekliliklerden ayrılma etkisi oluşturduğu sonucuna ulaşmıştır (Yalçınkaya/Türkiye, §§ 271, 272). Bu konu, “21.11.2023 Tarihli Yargıtay Kararı Işığında ByLock’un Delil Kuvveti” başlıklı yazımızda detaylı şekilde ele alınmıştır[1].
İHAM’ın verdiği Yalçınkaya/Türkiye kararının, Yargıtay kararlarına etkisine değinen Anayasa Mahkemesi; Yargıtay’ın özellikle İHAM’ın Yalçınkaya/Türkiye kararından sonra verdiği kararlarda, yazışmalarında örgütsel içerik tespit edilemeyen sanıkların, ByLock programını örgütsel iletişim amacıyla kullanıp kullanmadıklarının ve örgüt yapılanmasına dahil olup olmadıklarının hukuki bir kesinlik içinde ortaya koyulabilmesi için yapılması gerekli görülen araştırma işlemlerine yer........
