Madımak yangını için “çığlık”
"Hiçbir şey, eyleme geçen cehalet kadar korkutucu olamaz."
Bazı acılar takvim yapraklarında eskimez.
Yanmak denildiğinde benim aklıma önce Sivas gelir. Madımak Oteli gelir. Çünkü bazı yangınlar yalnızca binaları değil, bir toplumun vicdanını da yakar.
Takvimlerde yalnızca bir tarih gibi duran o gün, Türkiye'nin ortak hafızasında hâlâ kapanmamış derin bir yara olarak yaşamaya devam ediyor.
Madımak Oteli'nde bulunan yazarlar, ozanlar, sanatçılar, bilim insanları ve pırıl pırıl gençler, bir anma etkinliği için Sivas'taydılar. Ellerinde silah değil, kalem vardı; nefret değil, düşünce vardı; şiddet değil, sanat vardı. Şiirleri, türküleri, oyunları ve sözcükleriyle bu ülkenin aydınlık geleceğine katkı sunmaya çalışan insanlardı.
Saatler boyunca kuşatıldılar.
Otelin çevresini saran öfkeli kalabalık, sloganlar ve "Yakın!" sesleri eşliğinde nefretin en karanlık yüzünü sergiledi. Ardından alevler yükseldi.
İçeride insanlar dumandan soluksuz kalırken, dışarıda yalnızca bir bina değil, insanlığın ortak vicdanı da yanıyordu.
Devletin kurumları oradaydı.
Güvenlik güçleri oradaydı.
Kentte çok sayıda güvenlik görevlisi bulunuyordu.
Aradan otuz üç yıl geçmesine rağmen insan aynı soruyu sormadan edemiyor:
Bütün bunlar yaşanırken onlarca insan göz göre göre nasıl diri diri yakılabildi?
Belki de en ağır yük, bu sorunun hâlâ toplumun vicdanında tam anlamıyla karşılığını bulamamış olmasıdır.
Çünkü Madımak'ta yakılmak istenen yalnızca insanlar........
