Kuvel Oğlu Handa tarihle iç içe bir gün
İstanbul, ne kadar gezerseniz gezin, her köşesinde sizi şaşırtacak yeni bir hikâye saklıyor. Bir yıldır gitmeyi düşündüğüm Kuvel Oğlu Han'a nihayet bu kez yolum düştü. Tarihin içinde kısa bir yolculuk yapmak isteyenler için burası gerçekten görülmeye değer bir durak.
Daha kapısından içeri girer girmez şehrin gürültüsü geride kalıyor. Kendinizi taş duvarların, kemerli geçitlerin ve geniş avlunun oluşturduğu bambaşka bir atmosferin içinde buluyorsunuz. Aralarında turistlerin de bulunduğu birçok kişi, alçak taburelerde talaş ateşiyle pişirilen pidelerini bekliyordu. Sohbetler koyu, ortam ise son derece samimiydi. Eski İstanbul kültürü sanki burada hâlâ yaşamaya devam ediyor.
Masamızdaki koyu renkli kuru biberi incelerken yan masadaki bir bey gülümseyerek, "O isottur." dedi. Urfalı olduğumu söyleyince kısa ama keyifli bir sohbet başladı. İsotun Urfa'nın, kırmızı biberin ise Kahramanmaraş'ın simgesi olduğunu konuşurken, daha ilk dakikalarda yabancılık duygusu tamamen ortadan kalkmıştı.
Ancak beni en çok etkileyen, hanın duvarları oldu.
Bir köşede Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün anı köşesi, başka bir bölümde Osmanlı'yı yansıtan objeler, hemen yanında Che Guevara'nın portresi ve yılların izini taşıyan eski tablolar... İlk bakışta birbirine uzak gibi görünen bu görüntüler,........
