Arabuluculuk Odasında Mahkeme Gölgesi
Türkiye’de arabuluculuk, mahkemeye alternatif bir müzakere alanı olarak kurgulandı; fakat dava şartı, süre, yetki, vekâletname ve tutanak güvenliği kaygıları içinde giderek kendi özgün karakterini kaybetme riski taşıyor.
Arabuluculuk Odasında Mahkeme Gölgesi
Arabuluculuk, Türkiye’de mahkeme koridorlarının dışında daha sakin, daha esnek ve daha insani bir çözüm imkânı olarak anlatıldı. Taraflar yalnızca haklı-haksız ekseninde değil; ihtiyaçlar, menfaatler, ilişkiler, ticari gerçeklikler ve gelecekteki çözüm ihtimalleri üzerinden konuşacaktı.
Fakat yıllar içinde arabuluculuk, hukukçuların dönüştürdüğü bir alan olmaktan çok, hukukçu reflekslerinin dönüştürdüğü bir alana benzemeye başladı.
Bugün birçok dosyada arabuluculuk, gerçek bir müzakere sürecinden çok, dava açılabilmesi için geçilmesi gereken kontrollü bir usul igibi işliyor. Başvuru doğru mu? Süre başladı mı? Taraf teşkili tamam mı? Vekâletnamede özel yetki var mı? İlk toplantıya katılmamanın sonucu ne olacak? Son tutanağa hangi ifade yazılmalı?
Bunların hiçbiri önemsiz değildir. Aksine, sürecin hukuki güvenliği bakımından gereklidir. Ama sorun tam da burada başlıyor: Tutanak güvenliği, arabuluculuğun asgari şartıdır; iyi arabuluculuk değildir.
Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun arabuluculuk tanımı bile odağına sürecte yerine getirilecek usul işlemlerini değil; sistematik tekniklerle tarafları bir araya getirmeyi, müzakereyi kolaylaştırmayı, birbirlerini anlamalarını ve kendi çözümlerini üretmelerini koyar. Yani arabuluculuğun odağında belge değil, temas vardır; tutanak değil, müzakere vardır.
Ne var ki dava şartı arabuluculuk alanı genişledikçe bu refleks giderek zayıfladı. İş uyuşmazlıklarıyla başlayan, ticari uyuşmazlıklar ve tüketici uyuşmazlıklarıyla genişleyen, kira, ortaklığın giderilmesi, kat mülkiyeti ve komşuluk hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarla gündelik hayatın daha geniş alanlarına yayılan dava şartı arabuluculuk modeli, kurumu nicelik olarak büyüttü. Fakat her büyüme nitelik artışı anlamına gelmez.
Taraflar çoğu zaman çözüm aramak için değil, dava açabilmek için gerekli son tutanağı almak üzere sürece geliyor. Arabulucu da dosyayı gerçek bir müzakere alanı olarak değil, ileride usul tartışmasına yol açmayacak bir işlem olarak yönetmeye başlıyor. Böylece arabuluculuk, mahkemeye alternatif olmaktan çıkıp mahkemeye giriş kapısındaki turnikeye dönüşme riskiyle karşı karşıya kalıyor.
Bu durumun temel sebebi, hukukçu refleksidir.
Hukukçu zihni doğal olarak haklılık, ispat, talep, savunma, zamanaşımı, görev, yetki ve dava şartı kavramlarıyla çalışır. Bu refleks yargılama için gereklidir; avukatlık için de hâkimlik için de vazgeçilmezdir. Fakat arabuluculuk başka bir zihinsel........
