TAKİP TALEBİ
İcra hukuku bakımından takip talebi, alacaklının cebrî icra organlarını harekete geçiren ve icra takibinin başlamasını sağlayan ilk usul işlemi niteliğindedir. Takip talebi, alacaklının devletin cebrî icra yetkisinden yararlanma iradesini ortaya koyduğu temel başvuru olup, hukuk yargılamasında dava dilekçesinin gördüğü fonksiyona benzer şekilde, icra hukukunda takibin başlangıç noktasını oluşturmaktadır. Ancak takip talebi, dava dilekçesinden farklı olarak, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu ile İcra ve İflâs Kanunu Yönetmeliği kapsamında ayrıntılı biçimde düzenlenmiş olup, kanun koyucu tarafından sıkı şekil şartlarına tabi tutulmuştur. Bu nedenle takip talebinin, kanunda öngörülen zorunlu unsurları eksiksiz şekilde içerecek biçimde hazırlanması, takip hukukunun sağlıklı işlemesi ve icra dairesince gerçekleştirilecek işlemlerin hukuka uygun biçimde yürütülmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.
İcra ve İflâs Kanunu'nun 58. maddesi uyarınca takip talebi; yazılı veya sözlü olarak icra dairesine yapılabileceği gibi, teknolojik gelişmelerle de uyumlu olarak 2/7/2012-6352/9 md. düzenlemesiyle Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla elektronik ortamda da gerçekleştirilebilmektedir. Böylece kanun koyucu, teknolojik gelişmeleri de dikkate alarak takip talebinin farklı usullerle ileri sürülmesine imkân tanımış, ancak başvurunun şekline bakılmaksızın kanunda öngörülen zorunlu bilgilerin eksiksiz şekilde sunulmasını aramıştır.
Türk icra hukuku sisteminde takip yolları genel olarak ilâmlı icra ve ilâmsız icra olmak üzere iki ana kategori altında toplanmaktadır. Bununla birlikte bu ayrım, takip yollarının hukuki dayanağı ve uygulanma şartları bakımından önem taşımakta olup, her bir takip yolu kendine özgü usul kurallarına tabidir.
Alacaklının elinde bir mahkeme ilâmı veya kanunen ilâm niteliğinde kabul edilen bir belge bulunması hâlinde, cebrî icra faaliyetleri ilâmlı icra hükümlerine göre yürütülmektedir. Bu kapsamda para alacağı veya teminat verilmesine ilişkin ilâmlar ile ilâm niteliğindeki belgelere dayalı takiplerin yanı sıra; taşınır teslimi, taşınmazın tahliye ve teslimi, bir işin yapılmasına veya yapılmamasına ilişkin eda hükümleri, irtifak haklarının kaldırılması veya kurulması ile gemi üzerindeki intifa hakkının kaldırılması ya da yükletilmesine ilişkin mahkeme kararlarının yerine getirilmesi de ilâmlı icra yoluyla sağlanmaktadır. Ayrıca ipoteğin paraya çevrilmesi suretiyle takip de, kanunda öngörülen şartların varlığı hâlinde bu kapsamda başvurulabilecek özel takip yollarından birini oluşturmaktadır.
Buna karşılık alacaklının elinde cebrî icraya esas teşkil edecek bir mahkeme ilâmı veya ilâm niteliğinde belge bulunmaması hâlinde, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi kaydıyla ilâmsız icra yollarına başvurulabilmektedir. Bu kapsamda genel haciz yolu ile ilâmsız takip, kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip, taşınır rehninin veya ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip, adi iflâs yolu ile takip, kambiyo senetlerine özgü iflâs yolu ile takip, adi kira ve hasılat kiralarına ilişkin takip ile yazılı kira sözleşmesine dayanılarak kira süresinin sona ermesi sebebiyle kiralananın tahliyesine ilişkin takip yolları uygulanabilmektedir.
İcra ve İflas Kanunu (İİK), takip hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar bakımından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na (HMK) nazaran özel kanun niteliği taşımaktadır. Bu nedenle takip hukukuna ilişkin meselelerde öncelikle İİK hükümlerinin uygulanması; İİK'de açık bir düzenlemenin bulunmadığı hâllerde ise, ancak İİK'nin sistematiği, amacı ve temel ilkeleriyle çelişmemesi koşuluyla HMK hükümlerine başvurulması gerekmektedir.
Bu çerçevede, HMK'nın iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesini düzenleyen 141. maddesinin takip hukukunda uygulanması değerlendirilirken, cebrî icra hukukunun kendine özgü yapısı ve takip talebinin takip prosedürünü başlatan kurucu işlem niteliği göz önünde bulundurulmalıdır. Nitekim takip talebi, takip hukuku bakımından tarafların hak ve yükümlülüklerinin sınırlarını belirleyen temel işlem olup, takip başlatıldıktan sonra bu talebin genişletilmesi veya değiştirilmesi kural olarak mümkün değildir. Aksi yöndeki bir kabul, takip hukukunun sürat, kesinlik ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmayacağı gibi, takip hukukunun şekli yapısını da zedeleyecektir.
Her ne kadar HMK'nın 141. maddesinin ikinci fıkrasında, iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı bakımından ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati istisna olarak öngörülmüş ise de, bu istisnaların takip hukukunda aynı kapsamda uygulanması mümkün değildir. Zira öğretide ve uygulamada baskın olarak kabul edildiği üzere, ıslah kurumu cebrî icra hukukunda uygulama alanı bulmamaktadır. Bunun yanında, kamu düzenine aykırı şekilde düzenlenmiş veya kanunun emredici hükümlerine aykırı nitelikte bulunan bir takip talebinin, borçlunun açık muvafakati bulunsa dahi hukuki sonuç doğurması ve infaz edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle HMK'nın 141. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen istisnaların, takip hukukunun kendine özgü yapısı ve kamu düzenine ilişkin niteliği karşısında genel anlamda uygulanabilirlik kazanmamıştır.
Dolayısıyla takip talebi, yalnızca icra takibini başlatan şekli bir başvuru olmayıp, aynı zamanda takip yolunun belirlenmesi, tarafların hukuki durumlarının tespiti ve icra dairesinin takip işlemlerini hangi hukuki rejim çerçevesinde yürüteceğinin belirlenmesi bakımından da belirleyici nitelik taşımaktadır. Bu nedenle takip talebinin hazırlanması sırasında, alacağın hukuki niteliğinin, başvurulacak takip yolunun ve kanunda öngörülen şekli unsurların titizlikle değerlendirilmesi gerekmektedir.
II. TAKİP TALEBİ VE MUHTEVASI
Takip talebinin içermesi gereken zorunlu unsurlar, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 58. maddesinde ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Kanun koyucu, takip talebinin yazılı, sözlü veya elektronik ortamda yapılabilmesine imkân tanımakla birlikte, başvurunun şekline bakılmaksızın belirli bilgilerin eksiksiz olarak gösterilmesini zorunlu tutmuştur. Bu düzenleme, icra takibinin sağlıklı biçimde yürütülmesi, tarafların doğru şekilde belirlenmesi ve icra müdürlüğünün takip işlemlerini herhangi bir tereddüde yer vermeksizin yerine getirebilmesi amacı taşımaktadır.
İcra ve İflâs Kanunu'nun 58. maddesi uyarınca takip talebinde öncelikle alacaklıya ilişkin kimlik ve iletişim bilgilerinin yer alması gerekmektedir. Buna göre alacaklının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin adı ve soyadı, yerleşim yeri, biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası ile ödemenin yapılacağı banka adı ve hesap bilgilerinin gösterilmesi zorunludur. Alacaklının yurt dışında yerleşik olması hâlinde ise Türkiye'de bir yerleşim yeri göstermesi gerekir. Kanun, Türkiye'de ayrıca bir yerleşim yeri gösterilmemesi durumunda, icra dairesinin bulunduğu yerin alacaklının kanuni yerleşim yeri sayılacağını hüküm altına almıştır.
Takip talebinde borçluya ilişkin bilgilerin de eksiksiz şekilde belirtilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda borçlunun ve varsa kanuni temsilcisinin adı, soyadı, yerleşim yeri ile alacaklı tarafından biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarasının gösterilmesi zorunludur. Takibin terekeye karşı yöneltilmesi hâlinde ise tebligat yapılacak mirasçıların adı, soyadı, biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası ile yerleşim yerlerinin de takip talebinde yer alması gerekir.
· İcra Takibinde Taraf Sıfatı ve Taraf Ehliyeti
İcra takibinde taraf sıfatı, maddi hukuktaki hak ve borç ilişkisinin takip hukukuna yansımasını ifade etmektedir. Bu nedenle takip talebinde alacaklı sıfatıyla, takip konusu alacak üzerinde hak sahibi olan gerçek veya tüzel kişiler; borçlu sıfatıyla ise takip konusu borcun ifasıyla yükümlü bulunan gerçek veya tüzel kişiler gösterilebilir. Takip ehliyetinin belirlenmesinde, kural olarak taraf ehliyetine ilişkin medeni usul hukuku ilkeleri uygulanır. Bununla birlikte, maddi hukukta hak ehliyetine sahip olmayan oluşumların icra takibinde taraf sıfatını kazanması mümkün değildir. Bu kapsamda adi ortaklık, Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tüzel kişiliğe sahip olmayıp, bağımsız bir hak süjesi niteliği de taşımamaktadır. Dolayısıyla adi ortaklığın, kural olarak, icra takibinde doğrudan alacaklı veya borçlu sıfatıyla gösterilmesi mümkün değildir. Adi ortaklığa ait hak ve borçlar ortaklara ait olduğundan, takip talebinde ortaklığın ticaret unvanı veya işletme adı yerine ortaklığı oluşturan bütün ortakların ayrı ayrı alacaklı veya borçlu olarak gösterilmesi gerekir. Aksi hâlde takip, taraf sıfatına ilişkin temel bir eksiklik taşıyacağından, takip hukukunun şekli yapısı ve taraf ehliyetine ilişkin kurallarla bağdaşmayacaktır.
· Takip Talebinde Alacağın Miktarı, Faizi ve Yabancı Para Alacakları
Takip talebinde alacağın konusu ve kapsamı da açık ve tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmelidir. Bu çerçevede alacağın veya talep edilen teminatın Türk lirası cinsinden tutarı, faiz talep ediliyorsa faiz oranı ile faizin işlemeye başladığı tarih gösterilmelidir. Alacak yabancı para üzerinden talep ediliyorsa, hangi tarihteki döviz kuru esas alınarak talepte bulunulduğu ile yabancı para alacağına uygulanacak faiz bilgilerine de yer verilmesi zorunludur. Bu hususlar, hem icra emrinin veya ödeme emrinin doğru şekilde düzenlenmesi hem de borçlunun takip konusu alacağı açıkça öğrenebilmesi bakımından önem taşımaktadır.
Kanun ayrıca takip talebinde alacağın dayanağının da belirtilmesini zorunlu kılmıştır. Buna göre alacak bir senede dayanıyorsa senedin, senet bulunmuyorsa borcun hukuki sebebinin takip talebinde açıkça gösterilmesi gerekir. Bunun yanında alacaklının, başvurduğu takip yolunu da açık biçimde belirtmesi zorunludur.
· Takip Yolunun Seçilmesi ve İcra Müdürünün Denetim Yetkisi
İcra müdürü, takip hukukunda taraflarca getirilme ilkesinin bir sonucu olarak, kural olarak alacaklının takip talebinde belirlediği takip yolu ile bağlıdır. Bu nedenle icra müdürü, alacaklının tercih ettiği takip yolunu resen değiştiremez. Bununla birlikte, seçilen takip yolunun kanuni şartlarının mevcut olup olmadığını incelemekle yükümlüdür. Kanunda öngörülen şartları taşımayan bir........
