HUKUKTA UZMANLAŞMA
Her çağın olmazsa olmazları vardır. Modern zamanların olmazsa olmazıysa neredeyse her sahada karşımıza çıkan uzmanlaşmadır. Modern çağda uzmanlaşma her sahada kendini dayatırken diğer yandan bir uzmanlaşma eleştirisinin itiraz sesleri de işitilmektedir. İyi ama uzmanlaşma ve uzmanlaşmama nedir veya ne değildir? Bu yazıda uzmanlaşma hakkında hiçbir uzmanlık iddiasında bulunmaksızın uzmanlaşmanın getirilerine ve götürülerine genel hatlarıyla bakmaya çalışacağız.
Uzmanlaşma, bireyin belirli bir alanda derinlemesine bilgi ve beceri kazanarak, yüzeysel bilgiden öteye geçmesi ve o alanda yetkinlik kazanması sürecidir. Bu süreç, kişinin yalnızca temel kavramları öğrenmekle kalmayıp, karmaşık problemleri çözebilecek seviyeye ulaşmasını sağlar.
Uzmanlaşmamaksa, uzmanlaşmanın aksine, her şeyden biraz bilmek ama yine de belirli bir alanda derinleşmemek demektir. Uzmanlaşmamış kişiler her konuda konuşabilir ama aslında konuştukları konuların hiçbirinde yetkinliğe ulaşamamışlardır. Her yerdedirler, fakat her yerde oldukları için de asla belli bir yerde değildirler.
Oysa uzmanlaşmış kişi her yerde boy göstermeyerek daima belli bir yerde durur ve oradan konuşur. Bu da uzman kişinin artık deneme yanılmayla vakit kaybetmediği, vücudunun ve ruhunun doğal bir uzantısı haline gelmiş bilgi sayesinde doğrudan sonuca ulaştığı anlamına gelir. O yüzden uzmanlaşmak her seferinde topu doksana göndermek gibidir. Bu nedenle uzmanlaşma çağında uzmanlaşmamak sürekli Amerika’yı yeniden keşfetmek anlamına gelir.
“Dünyayı fethetmeye kalkmak, sadece evinden uzakta ölmekle sonuçlanır.”
Bu, hem tarihin hem de bilginin doğasını anlatan çarpıcı bir gerçektir. Büyük fatihler, gözlerini hep ileriye dikmiş, daha fazla toprak kazanmak için durmaksızın ilerlemişlerdir. Ancak ne kadar yol alırlarsa alsınlar, arkalarında bıraktıkları toprakları kaybetmiş, sonunda evlerinden, yurtlarından uzakta ölmüşlerdir.
Bilgi de böyledir. Sürekli yeni alanlara atılmak, hiçbirinde kökleşmemek, sonunda elde hiçbir şeyin kalmaması anlamına gelir. Uzmanlaşmak ise toprağını sağlamlaştırmak, bilgiyi bir uygarlık gibi inşa etmektir. Fetih hırsıyla değil, derinleşme kararlılığıyla büyüyenler, zaman karşısında dimdik ayakta kalır.
Fakat yine de uzmanlaşmanın bütün bu faydalarına ve avantajlarına rağmen uzmanlaşmanın da kör bir noktası elbet vardır. Uzmanlaşmak kuşkusuz derin bilgi ve yetkinlik sağlar; ancak bu belli bir konuda bilgi ve yetkinlik kazanmanın beraberinde getirdiği genel perspektifi kaybetme veya bütünü görememe riski de vardır. Çünkü uzmanlar belirli bir konuda yoğunlaşıp derinleştikleri için geneli bilemez ve bütünü göremezler. Genelin bilinmediği veya bütünün görülmediği durumlarda uzmanlaşılmış alanlar arasındaki bağlantılar ve etkileşim de zayıflar. Çoğu kez bir alanda yeni bir şey söylemek veya karşılaşılan bir sorunu çözmek için bütünden haberdar bir genel bakış açısına sahip olmak gerekir.
HUKUKÇUNUN UZMANLAŞMASI
Uzmanlaşma hakkında bu genel tespitlerden sonra konuya hukuk açısından ve hukukçuların gözünden bakarsak, kuşkusuz bir avukat da zamanının yarıdan fazlasını seçtiği bir alanda derinleşmeye ayırmalıdır. Fakat bu derinleşme arayışı bir hukukçuyu asla hukukun ne olduğu üzerine düşünmekten alıkoymamalıdır.
Alanı ne olursa olsun her hukukçunun hukukun genel ilkeleri ve temelleriyle olan ilişkisini her daim canlı tutması gerekir. O halde bir hukukçunun kariyeri için atabileceği en iyi adım bir alanda derinleşirken diğer alanlara olan ilgisini de kaybetmemesidir.
Bir uzman, hukuki bilincini uyanık tutmak için yalnızca mevzuat okumakla yetinmemeli; farklı sahalarda zihnini ve muhayyilesini besleyecek yeni kaynaklar da aramalıdır. Meslektaşlarıyla sohbet ortamlarında bulunmalı, deneyim paylaşımına önem vermeli, sektörle ilgili etkinliklere katılmalı, bazen bir film izleyerek bazen roman okuyarak, bazense müze gezerek sanatla ilişkisini de muhafaza etmelidir. Bilgi yalnızca metinlerden değil, etkileşimden ve pratikten de beslenir. Bu sayede uzmanlık, sadece teknik bilginin değil, aynı zamanda hareket kabiliyeti ve adaptasyonun da bir ürünü haline gelir.
Uzmanlaşmanın hayatın her alanında başrol oynadığı bir toplumda "ne iş olsa yaparım" diyenler değil, "ben bunu yaparım ve en iyisini yaparım" diyenler kazanır. Bu modern topluma dair basit hakikatin biz hukukçular için önemli iması şudur: Bir avukat da meslek hayatının başında "her davaya bakarım" demek yerine, belli bir alana odaklanmalı ve o alanda başarıyı hedeflemelidir. Ancak o zaman gerçekten kendi sahasında güçlü, etkili ve tanınır olabilir. Aksi takdirde, yıllarca yoğunluk içinde kaybolmuş farklı hukuk mecraları arasında yolunu bulamayan, zihni uğuldayan biri olmaktan öteye geçemez.
Genç bir avukatın önceliği, yaşamını idame ettirecek imkanlara kavuştuktan sonra, belli bir alanda yoğunlaşıp tecrübe kazanmaktır. Daha yolun başında farklı davalara yönelmek, yeterli birikim kazanmadan farklı sahaların arasında savrulup dağılmaya yol açar.
Avukatlıkta her dava çok özel, her dava çok değerlidir. Avukat olarak çok sayıda davaya bakıyor olabilirsiniz ama müvekkilinizin belki de hayatında tek bir davası vardır. Bir avukat olarak kaliteniz davalardaki başarı ortalamanızla değil her bir davadaki biricik başarınızla ölçülür. Çok farklı alanlarda ayrıntılı bilgi sahibi olmadığınız için kimi zaman sizin eksikliğiniz nedeniyle olumsuz sonuçlar alır ama esasında iyi bir ortalamaya sahip olduğunuzu söylerseniz davasını kaybetmiş olduğunuz müvekkilinize bu neticeyi açıklayamazsınız. Önce daima bir alanda uzmanlaşmak, sonra istenirse ve koşullar uygunsa başka alanlara da açılmak gerekir.
Öte yandan başarıyı sadece davanın müvekkilin lehine sonuçlanmasını sağlamak olarak değerlendirmek de yerinde olmayacaktır. İyi bir avukat ve iyi bir hukukçu olarak yapılması gereken elde bulunan davayı en iyi şekilde takip etmek, tüm hukuki argümanları titizlikle işlemek, özetle davada hukuken yapılması gereken her şeyi yapmak ve dava sahibinin haklarını korumaya çalışmaktır.
Uzmanlaşmanın bir alanda avukatın daha yetkin olmasını sağlayacağı açıktır. Avukatın belli bir alanda uzmanlaşması, o alana ilişkin güncel yargı içtihatlarını takip etmesini, yine o alanda daha fazla dava görmesini ve farklı maddi olaylar ile karşılaşması sonucunu doğuracaktır. Bu husus daha önce karşılaşılmamış veya ilk defa yaşanan olaylar ile de karşılaşmasını, bu olaylar için hukuki çözüm üretmesini ve hukuki argümanlar geliştirmesini gerektirecektir. Dolayısıyla uzman avukatın yeni karşılaşılan olaylar için yeni bir hukuki bakış açısı getirmesi, argümanları doğru bir şekilde ortaya koyması yargı içtihatlarına da katkı sağlayacak, belki de geliştirdiği bu yeni hukuki bakış yerleşik bir yargı içtihadı haline gelecektir.
Öte yandan bir alanda uzmanlaşmanın sonucu olarak kazanılan bu hukuki bakış açısı ve muhakeme yeteneği, yargının önceki kararlarını da etkileyebilecek, belki de oluşturulan bu yeni hukuki bakış yargının önceki kararlarından vazgeçerek yeni bir içtihat oluşturması sonucunu doğuracaktır.
Hukuk canlıdır. Hayat nasıl sürekli yenilikler getiriyorsa hukuk da bu yeni durumlar karşısında yeni argümanlar geliştirmek durumundadır. Alanında uzmanlaşmış bir avukat da hukuka ve yargı içtihatlarına bu şekilde çok önemli katkılar sağlayabilecek konumdadır ve bu potansiyele sahiptir.
Bazal ihtiyaçlar karşılandıktan sonra insanın nasıl bir hayat yaşayacağını belirleyen, hayatına neler doldurduğu değil, hayatından neleri çıkarabildiğidir. Uzmanlık alanını her zaman avukat seçmez bazen de bazen de koşullar gereği avukat kendini bir uzmanlık alanı içinde bulur. O yüzden bir avukat aynı zamanda hayatın getireceği fırsatlara daima hazır ve açık olmalıdır.
Uzmanlaşmanın belli oranda geneli görme konusunda körleşme yaratacağını söylemiştik. Ancak uzmanlaşma aynı zamanda toplumsal iş bölümünün bir sonucu olarak genel olanın toplam bilgisini de arttıran bir uğraştır. Şöyle ki; nasıl ki siz bir alanda uzmanlaşıyorsanız meslektaşlarınız da aynı şekilde diğer alanlarda uzmanlaşacaklardır. Daha sonra farklı alanlardaki bu uzmanlar bir araya gelerek hukuk hakkındaki toplam bilgilerini arttıracak fikir alışverişlerinde bulunabilirler. Bu olgu başka alanlarda da geçerlidir. Örneğin tıp alanında pek çok doktor farklı alanlarda bilgilerini derinleştirerek uzmanlaşır. Fakat bu durum bir vaka ile karşılaştıklarında sadece kendi bilgilerini kullanacakları anlamına gelmez. Doktorlar bir vaka ile karşılaştıklarında çeşitli alanlardan uzmanlarla bir araya gelirler ve konsültasyon yaparak hasta için en uygun tedaviye karar verirler. Yani uzmanlar networkleriyle iletişim halinde kaldıkları sürece kendi alanlarının toplam bilgisini arttırırlar.
UZMANLAŞMANIN TUZAKLARINI GÖREBİLMEK
Uzmanlaşmanın çok önemli olduğu tartışmasızdır. Ancak uzmanlaşmak önemli olsa da bu konuda aşırıya gitmemek ve dengeyi korumak gerekir. İçinde yaşadığımız çağı uzmanlaşma çağı olarak nitelemekte hiçbir beis görünmüyor. Özellikle 19 yüzyıldan itibaren toplumsal iş bölümünün giderek daha belirgin hale gelmesiyle uzmanlaşma süreçleri derinleşmekte ve bu süreçler giderek daha karmaşık bir hale gelmektedir.
Ancak bu uzmanlaşma çağının bir dezavantajı da söz konusudur. Kendi alanlarında derinleşen uzmanlar bu alanlarının dışına çıkıldığında daha sınırlı bilgiye sahip olabilmektedirler. Üstelik burada ‘’alanın dışına çıkmak’’ ifadesiyle kastettiğimiz şey aslında bir disiplin içinde tanımlanan daha dar bir kapsam alanına karşılık gelmektedir. Yani tarihçinin sosyoloji bilmemesinden veya hukukçunun iktisat bilmemesinden bahsetmiyoruz. Artık tarihçiler uzmanlık kazandıkları çok dar bir tarihsel dönemin haricinde tarihi bile bilmez hale gelmiş durumdalar yahut da o dar uzmanlık alanının haricindeki tarih konuları hakkında herhangi bir fikir beyan etmekten korkar olmuşlardır. Çünkü uzmanlık alanlarında kendilerini ne kadar yetkin görüyorlarsa diğer konularda da sadece uzmanların fikir yürütme ve söz söyleme yetkisine sahip olduğunu düşünüyorlar. Mesele söz konusu ilgili disiplinin sınırlarını aşıp başka disiplinleri ilgilendirdiğinde, kişiler bu alanlarda kendilerini adeta kör ve sağır hissetmeye başlıyorlar. Ancak, kendi alanının dışındaki konulara olan bu aşırı yabancılık, zamanla kişinin kendi alanına karşı da bir körelmeye neden oldu. Çünkü hiçbir disiplin, diğer disiplinlerden tamamen bağımsız bir niteliğe sahip değildir. Zira disiplinler arası sürekli ve canlı bir geçişkenlik ve etkileşim söz konusudur; bu nedenle, herhangi bir bilimsel alan, diğer disiplinlerden tamamen bağımsız şekilde düşünülemez.
KAÇINILMAZ BİR SÜREÇ OLARAK UZMANLAŞMA
Yazının icadından beri izleyebildiğimiz düşünce tarihinde yüzyıllar boyunca uzmanlaşma diye bir şey yoktu. Bilgi dalları keskin sınırlarla birbirinden ayrılmıyordu. Alimler birden fazla alanda derinleşiyordu. Eskinin alimleri doğal olarak her alanda yetenekli anlamına gelen ‘’polimat’’ veya ‘’hezarfen’’ olarak andığımız çok yönlü alimlerdir.
Arşimet hem filozof hem matematikçiydi,........
© Hukuki Haber
