menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Avukatın İdeolojisi: Bağımsız Savunma, Mesleki Mesafe ve Hukuki Kamusallık

3 0
sunday

Avukatın ideolojisi denildiğinde çoğu zaman avukatın kişisel siyasal görüşü, parti aidiyeti veya dünya görüşü anlaşılır. Oysa avukatlık bakımından asıl mesele, avukatın hangi ideolojiye mensup olduğu değil; mesleğini icra ederken hangi mesleki ethos’a bağlı kaldığıdır. Avukat ideolojisiz bir teknik görevli değildir; fakat bir ideolojinin mahkeme salonundaki temsilcisi de değildir. Onun mesleki ideolojisi; bağımsız savunma, hak arama özgürlüğü, usul güvenceleri, mesleki mesafe, insan onuru ve hukuki kamusallık etrafında kurulur. Bu nedenle avukat, müvekkilinin davasını sahiplenir; fakat müvekkilinin kimliğinde erimez. Siyaseti yok saymaz; fakat siyaseti slogan olarak değil, hak, usul, delil, gerekçe ve savunma dili içinde hukukileştirir. Bu makale, avukatın kişisel ideolojisi ile mesleki ideolojisi arasındaki ayrımı tartışmakta; avukatlığın partizanlık ile teknik hizmetçilik arasında sıkışmadan, bağımsız savunma ethos’u üzerinden yeniden düşünülmesi gerektiğini savunmaktadır.

Giriş: Avukat ideolojisiz midir?

Avukatın ideolojisi yok mudur?

Bu soru ilk bakışta tuhaf görünür. Elbette her avukat, her insan gibi, belli bir dünyada yaşar; belli tarihsel, sınıfsal, kültürel, siyasal ve ahlaki kabullerle düşünür. Avukatın da devlete, topluma, özgürlüğe, suça, cezaya, mülkiyete, aileye, emeğe, inanca, laikliğe, güvenliğe ve adalete dair kanaatleri vardır. Bu anlamda avukat ideolojisiz değildir. Fakat asıl mesele burada başlamaktadır: Avukatın kişisel ideolojisi ile mesleki ideolojisi aynı şey midir? Avukat, cübbeyi giydiğinde kendi dünya görüşünün temsilcisi midir, yoksa müvekkilinin somut hakkını bağımsız biçimde savunmakla yükümlü bir meslek öznesi midir?

Bu soruya verilecek cevap, avukatlığın siyasetle, devletle, mahkemeyle, müvekkille ve toplumla ilişkisini belirler. Çünkü avukatlık ne yalnızca ücret karşılığı hukuki hizmet sunan teknik bir meslektir ne de doğrudan siyasal mücadele örgütüdür. Avukatlık; devlet kudreti ile bireysel hak arasında, toplumsal çatışma ile hukuki usul arasında, müvekkilin beklentisi ile yargısal hakikat arayışı arasında konumlanan bağımsız bir savunma faaliyetidir. Bu nedenle şu tespit, tartışmanın merkezinde durmalıdır: Avukatın kişisel ideolojisi olabilir; fakat mesleki ideolojisi bağımsız savunmadır.

Bu bağımsız savunma, yalnızca mahkemeye karşı bağımsızlık anlamına gelmez. Avukat; devlete, müvekkile, kamuoyuna, medyaya, piyasa baskısına, meslek içi hiyerarşilere ve kendi ideolojik mahallesine karşı da mesafesini koruyabildiği ölçüde avukattır. Avukatın ideolojisi, kişisel dünya görüşünün mesleğe egemen olması değil; mesleki kimliğin kişisel ideolojiyi disipline edebilmesidir.

I. Avukatlık ideolojisi ne demektir?

Avukatlık ideolojisi, bir parti programı değildir. Avukatın hangi siyasal görüşe yakın olduğu, hangi dünya görüşünden beslendiği veya hangi toplumsal meselelerde nasıl tavır aldığı elbette önemlidir; fakat bunlar avukatın kişisel ve yurttaşlık alanına aittir. Mesleki anlamda avukatlık ideolojisi ise daha dar, daha zor ve daha kurucu bir şeyi ifade eder: Avukatın kendi mesleğine hangi tarihsel, etik ve kurumsal bilinçle baktığı.

Haluk İnanıcı, “Türkiye’de Avukatlık İdeolojisi” başlıklı yazısında, avukatlık mesleğinde ideolojiden söz etmenin iddialı olduğunu belirtirken, asıl meselenin avukatların genel ideoloji içinden bazı unsurları alarak kendi mesleki faaliyet alanlarına özgü bir meslek ideolojisi oluşturup oluşturamadıkları olduğunu söyler. Bu yaklaşım önemlidir; çünkü avukatlık ideolojisi, avukatın kişisel siyasal kimliğini değil, mesleğin kendisini nasıl kavradığını tartışmaya açar. Bu anlamda avukatlık ideolojisi, avukatın kendisini yalnızca “dava takip eden kişi”, “ücret karşılığı dilekçe yazan kişi”, “müvekkilin sözcüsü” veya “mahkemede usul bilen temsilci” olarak görmemesidir. Avukatlık ideolojisi, avukatın kendisini hak arama özgürlüğünü, savunma hakkını, adil yargılanmayı ve usul güvencelerini taşıyan bağımsız bir özne olarak kavramasıdır.

Burada iki yanlış uç vardır. Birinci uç, avukatı yalnızca teknik hizmet sağlayıcıya indirger. Bu anlayışta avukat; dosya yürüten, süre takip eden, dilekçe yazan, duruşmaya giren, sonuç almaya çalışan bir hukuk teknisyenidir. Bu modelde mesleğin kamusal anlamı silinir; avukatlık piyasa içinde alınıp satılan bir hizmete dönüşür.

İkinci uç ise avukatı siyasal militan gibi görür. Bu anlayışta avukat, her davayı ideolojik cepheye, her duruşmayı siyasal kürsüye, her savunmayı politik bildirgeye dönüştürme eğilimindedir. Bu modelde ise müvekkilin somut hukuki yararı, usul stratejisi ve mesleki mesafe zayıflar.

Oysa avukatlık ideolojisi, bu iki uçtan da farklıdır. Avukat ne yalnızca teknisyendir ne de yalnızca siyasal aktördür. Avukat, hukuki çatışmanın içinde müvekkilin somut hakkını savunurken, aynı zamanda savunma hakkının kamusal değerini taşıyan meslek öznesidir. Avukatlık ideolojisi, mesleği kutsallaştırmak değildir. Mesleği piyasaya teslim etmek de değildir. Mesleği parti alanına taşımak hiç değildir. Avukatlık ideolojisi, savunmayı insanın hak öznesi olarak tanınması mücadelesinin kurumsal ve mesleki biçimi olarak görmektir.

II. Kişisel ideoloji ile mesleki ethos ayrımı

Avukatın yurttaş olarak ideolojisi olabilir. Bir avukat muhafazakâr, sosyalist, liberal, milliyetçi, sosyal demokrat, dindar, seküler, devletçi veya özgürlükçü olabilir. Bunlar avukatın kişisel varoluşuna, düşünce dünyasına ve yurttaşlık alanına aittir. Ancak avukatın mesleki faaliyeti, kişisel ideolojisinin doğrudan uzantısı olamaz. Avukatın mahkeme salonundaki görevi, kendi dünya görüşünü gerçekleştirmek değil; müvekkilinin hukuki yararını, savunma hakkını ve adil yargılanma güvencelerini korumaktır. Bu nedenle avukat, müvekkilinin ideolojik kimliği ile kendi mesleki kimliğini özdeşleştiremez. Müvekkil siyasal bir davanın sanığı olabilir. Müvekkil ideolojik bir iddiayı savunuyor olabilir. Müvekkil, davasını tarihsel, sınıfsal, siyasal veya ahlaki bir mücadele olarak görüyor olabilir. Avukat bu bağlamı anlamak zorundadır. Fakat anlamak, aynen sahiplenmek değildir.

Avukat, müvekkilin siyasal sözünü hukuki savunmaya dönüştürür. Müvekkilin öfkesini hak diline çevirir. Müvekkilin mağduriyetini usul güvencesine bağlar. Müvekkilin anlatısını delil, gerekçe, ölçülülük, hukuka aykırılık, kast, kusur, illiyet, hukuka uygunluk nedeni, adil yargılanma ve savunma hakkı gibi kavramlar içinde işler. Bu nedenle şu cümle, avukatlık mesleğinin en kritik sınırlarından birini gösterir: Avukat, müvekkilinin davasını sahiplenir; fakat müvekkilinin kimliğinde erimez.

Bu erime gerçekleştiğinde avukat, mesleki mesafesini kaybeder. Artık müvekkilin hukuki temsilcisi değil, onun politik yankısı haline gelir. Bu ise savunmayı güçlendirmek yerine zayıflatabilir. Çünkü mahkeme, avukatın hukuki argümanını değil, ideolojik pozisyonunu duymaya başlar. Oysa etkili savunma, çoğu zaman tam da bu özdeşleşmeyi önleyebilen savunmadır.

Avukat, müvekkiline sadık olmalıdır; fakat bu sadakat akılsız bir özdeşleşme değildir. Müvekkilin her cümlesini dilekçeye taşımak, her öfkesini savunma stratejisi yapmak, her ideolojik anlatısını dosyanın merkezine koymak sadakat değil, mesleki çözülmedir. Avukatın sadakati, müvekkilin duygusuna değil, müvekkilin hukukuna sadakattir.

III. Bağımsızlık: Avukatlık ideolojisinin merkezi

Avukatlık ideolojisinin merkezinde bağımsızlık vardır. Fakat bu bağımsızlık yalnızca hâkime, savcıya veya devlete karşı bağımsızlık değildir. Avukatın bağımsızlığı daha geniştir: müvekkile, kamuoyuna, medyaya, siyasi mahalleye, meslek örgütüne, piyasaya ve kendi duygusal tepkilerine karşı da bağımsızlıktır.

Oğuzhan Uzar, “Avukatın Bağımsızlığının Sağlanması” başlıklı çalışmasında, mevzuatın avukatların bağımsızlığını garanti etmesine rağmen, bu güvencelerin uygulanması ve devletin uygunsuz müdahalesine karşı korunması için gerçek bir mekanizmanın bulunmadığını; bu nedenle güvencelerin uygulamada çoğu zaman beyanî kaldığını vurgular.

Bu tespit, avukatlık ideolojisi tartışmasını soyut bir meslek onuru söyleminden çıkarır ve çok daha somut bir zemine taşır. Avukatın bağımsızlığı yalnızca karakter meselesi değildir. Yalnızca cesaret meselesi de değildir. Bağımsızlık, kurumsal güvence ister.

Avukatın mesleki sırlarının korunmadığı, bürosunun veya dijital materyallerinin kolayca aranabildiği, popüler olmayan davaları üstlendiği için kamuoyu baskısına veya soruşturma tehdidine maruz kaldığı, kollukla iş birliğine zorlandığı ya da müvekkiliyle özdeşleştirilerek kriminalize edildiği bir düzende........

© Hukuki Haber