Türk İcra İflas Hukukunda Güncel Meseleler: Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Kararları Işığında Bir Değerlendirme
Giriş
İcra ve iflas hukuku, alacak ve borç ilişkisinin nihayete erdiği, mülkiyet hakkının ve ticari hayatın istikrarının en somut tezahürlerini barındıran bir hukuk dalıdır. Bu alan, yalnızca usulî bir takip süreci olmanın ötesinde, temel hak ve özgürlüklerin, kamu düzeninin ve ekonomik güvenin kesişim noktasında yer alır. Yargısal içtihatlar, özellikle de Yargıtay’ın yerleşik kararları, kanun metinlerinin hayata nasıl geçtiğini gösteren en önemli kılavuzlardır. Bu bağlamda, icra ve iflas hukukunun spesifik alanlarında uzmanlaşmış olan Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin kararları, uygulamacılar için birer pusula niteliğindedir. Bu makalede, kooperatifler hukukundan, sıra cetveli uyuşmazlıklarına, borçlunun kendi iflasını istemesinden konkordato müessesesine kadar uzanan geniş bir yelpazede, anılan Daire’nin ve ilgili Bölge Adliye Mahkemeleri’nin güncel kararları, bir icra uygulamacısının gözünden, doktriner tartışmalar ve kanunun ruhu ekseninde tahlil edilecektir.
Gelişme
1. Kooperatif Genel Kurulunun Devredilemez Yetkileri ve Yargısal Denetimi
Kooperatifler, ortaklarının müşterek menfaatlerini korumak amacıyla kurulan, kendine özgü yapıya sahip teşekküllerdir. Bu yapının en üst karar organı olan genel kurulun iradesi, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun emredici hükümleriyle çevrelenmiştir. Kanunun 42. maddesi, genel kurulun devredemeyeceği yetkileri tahdidi olarak sayarak, yönetim organlarının keyfî tasarruflarına karşı bir güvence mekanizması oluşturur. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2025/3009 Esas sayılı yakın tarihli bir kararı, bu ilkenin pratikteki yansımasını sarih bir şekilde ortaya koymaktadır. Anılan kararda, kooperatif ana sözleşmesinde açık bir hüküm bulunmamasına rağmen yönetim ve denetim kurulu üyelerinin “blok liste” usulüyle seçilmesi, ortakların adaylar arasında serbestçe tercih yapma hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle hukuka aykırı bulunmuştur. Zira bu usul, demokratik temsil ilkesini zedeleyici bir nitelik taşıyabilmektedir.
Aynı kararda incelenen bir diğer mühim husus ise, 1163 sayılı Kanun’un 42/7. maddesi uyarınca “imalat ve inşaat işlerini yaptırma yöntemini belirleme” yetkisinin genel kurula ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği ilkesidir. Karara konu olayda, bu yetkinin genel nitelikli bir ifadeyle ve ucu açık bir şekilde yönetim kuruluna devredilmesi, kanunun emredici hükmüne aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Yüksek Mahkeme bu kararıyla, özellikle büyük maliyetli inşaat işlerinde, yöntemin, bedelin ve usulün genel kurul tarafından somut olarak belirlenmesi gerektiğini, böylece olası kötüye kullanımların ve yolsuzlukların önüne geçilmesinin amaçlandığını bir kez daha teyit etmiştir. Bu yaklaşım, doktrinde de savunulan ve kooperatifin malvarlığının korunmasını hedefleyen yerinde bir yorumdur.
2. Sıra Cetveli Uyuşmazlıkları: Şikayet ve İtiraz Davası Ayrımının Önemi
Cebri icra sürecinde, haczedilen malvarlığının paraya çevrilmesi neticesinde elde edilen bedel tüm alacakları karşılamaya yetmediğinde, icra müdürlüğünce bir sıra cetveli düzenlenir. Bu cetvel, alacaklıların tatmin edileceği sırayı belirleyen idari bir işlem olup, hukuka aykırılık iddialarına karşı kanun yolları titizlikle düzenlenmiştir. İcra ve İflas Kanunu’nun 142. maddesi, bu konuda ikili bir ayrıma gider: Cetveldeki “sıraya” ilişkin usulî yanlışlıklar icra mahkemesinde “şikayet” yoluyla ileri sürülürken, bir alacağın “esasına veya miktarına” ilişkin maddi hukuk temelli itirazlar genel mahkemelerde “sıra cetveline itiraz davası” yoluyla görülür.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2025/3673 Esas sayılı kararı, bu ayrımın pratikteki önemini gözler önüne sermektedir. Karara konu uyuşmazlıkta, bir bankanın rehinli alacağının kapsamı tartışma konusu olmuştur. Şikayetçi, rehnin yalnızca belirli bir krediyle sınırlı olduğunu iddia ederken, banka, rehin sözleşmesinin borçlunun doğmuş ve doğacak tüm borçlarını kapsadığını savunmuştur. Yargıtay, ilk........
