menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şehirde doğa deneyimi: Gerçek mi simülasyon mu?

3 0
previous day

Sabah kahveni alıp bir parka oturuyorsun. Etrafında çim, birkaç ağaç, düzenli aralıklarla dikilmiş çalılar… Kuş sesi bile var. Ama bir an durup düşününce, o sesin gerçekten oraya ait olup olmadığından emin olamıyorsun. Bugün şehirlerde doğa dediğimiz şey tam olarak ne? Gerçek bir temas mı, yoksa iyi tasarlanmış bir deneyim mi?

İstanbul bu sorunun en net karşılıklarından biri. Kentte kişi başına düşen yeşil alan ortalama 7–8 metrekare civarında. Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği minimumun altında, planlama standartlarının ise oldukça gerisinde. Üstelik bu ortalama bile yanıltıcı; şehrin büyük bir bölümünde insanlar neredeyse aynı birkaç metrekareyi paylaşıyor.

Ama konu yalnızca metrekare değil. Şehirde doğa artık bir alan olmaktan çok bir kurguya dönüşmüş durumda. Parklar, yürüyüş yolları, peyzaj düzenlemeleri… Hepsi var ama hepsi belirli bir düzenin, kontrolün ve estetik anlayışın ürünü. Doğa kendi halinde değil; kesilmiş, biçimlendirilmiş ve sınırlandırılmış.

Bir başka deyişle, doğa şehirde var ama olduğu gibi değil; olması istendiği gibi var.

Tam da bu noktada kent politikaları devreye giriyor. “Sürdürülebilir şehir”, “yeşil dönüşüm”, “ekolojik kent” gibi kavramlar giderek daha fazla kullanılıyor. Ancak bu kavramların ne kadarının gerçek bir dönüşüme karşılık geldiği, ne kadarının bir temsil ürettiği tartışmalı. Çünkü şehirler doğayı korumaktan çok, çoğu zaman onun yerine geçen bir versiyonunu inşa ediyor.

Dünyada bunun farklı örnekleri var. Singapur doğayı şehrin içine entegre etmeye çalışıyor, Kopenhag doğayı gündelik yaşamın bir parçası haline getiriyor, Viyana ise hâlâ kişi başına düşen yüksek yeşil alan oranıyla “gerçek doğa”ya en yakın şehirlerden biri. Bu örneklerin ortak noktası şu: doğa bir dekor değil, yaşamın kendisi.

İstanbul ise başka bir hikâye anlatıyor.

Bu şehir sürekli büyüyor, göç alıyor, yoğunlaşıyor. Bir zamanlar mahallelerde, bahçelerde, bostanlarda kurulan doğa ilişkisi artık yerini planlanmış alanlara bırakıyor. Doğa, gündelik hayatın doğal bir parçası olmaktan çıkıp, zaman ayrılan bir aktiviteye dönüşüyor.

Hafta sonu gidilen parklar, yürüyüş rotaları, “kaçış alanları”… Doğa artık hayatın içinde değil, programın içinde.

Bu dönüşümle birlikte doğa da bir “deneyim” haline geliyor. Kent parkları, millet bahçeleri, düzenlenmiş yeşil alanlar… Hepsi birer deneyim sunuyor. Ama deneyim ile gerçek arasındaki fark giderek büyüyor. Çünkü doğa dediğimiz şey aslında kontrol edilemeyen, kendi ritmi olan, öngörülemeyen bir yapı. Şehir ise tam tersine düzen, kontrol ve öngörülebilirlik ister.

Belki de bu yüzden şehirdeki doğa, gerçek doğadan çok onun güvenli bir versiyonuna benziyor.

Bugün bir ağacın gölgesinde oturduğumuzda, bir parkta yürüdüğümüzde ya da kuş sesi duyduğumuzda sormamız gereken soru şu: Gerçekten doğayla mı temas ediyoruz, yoksa onun bizim için yeniden üretilmiş bir versiyonunun içinde mi yaşıyoruz?

Ve belki daha kritik olanı: Biz doğayı şehre mi taşıyoruz, yoksa doğanın yerine geçen bir simülasyonu mu giderek daha kusursuz hale getiriyoruz?

Bu yavaş ama keskin ayrım, artık ağaçları tanımadığımızın, toprağa dokunmadığımızın ve her geçen gün doğanın kendisinden biraz daha uzaklaşıp onun yerine kurulmuş bir simülasyonun içine yerleştiğimizin kanıtı.

Belki de mesele, şehirde ne kadar yeşil alan olduğu değil; o yeşilin içinde gerçekten ne kadar “doğa” kaldığı.

Değerli HTHayat okurları, HTHayat ekibi olarak haber değeri taşıyan, herkesin kendine dair bir şeyler bulacağı içerikleri sizlere ulaştırmak için çalışıyoruz. İçeriklerimiz ile ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz. Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak hthayat.haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.Ayrıca hthayat.haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz. Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler hthayat.haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz. hthayat.haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve hthayat.haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.Yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, Haberturk.com’da yayınlanan Kullanım Koşulları'nı ve Gizlilik Sözleşmesi'ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır. Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.


© HTHayat