Amerika Artık Türkiye İçin Dost Değil, Bir Tehdittir.
Bazı yazılar vardır ki, onlar hiçbir zaman anlamını yitirmez, tam tersine daha da önem kazanır. İşte o yazılardan birisi olan 11.10.2021 tarihinde Hedef Halk Gazetesi’nde yayınlanmış olan köşe yazımı, günümüzde yaşanan İRAN-ABD Savaşı sürecinde yeniden paylaşıyorum.
*****************************
Belki çok kişiye iddialı gelecek ama ABD’ nin son yıllarda bölgemizde giderek artan sömürgeci tavırları, bu başlığı atmamı zorunlu kılmıştır.
Aslında ülkeler arası dostluk kelimesi zaten tartışmalı bir tanımdır. Çünkü ülkelerin dostluğu, ülkelerin karşılıklı çıkarları konusunda ortak bir noktada buluşması ile anlam kazanır.
Karşılıklı çıkarların dengeli paylaşılmasına dayalı bu anlayışın yara aldığı durumlarda, ülkeler arasında uyuşmazlık başlar ki, sonuçta özellikle komşu ülkelerin ve karşılıklı çıkar ilişkilerine dayalı ortakların karşı karşıya gelmesi kaçınılmaz olur.
Mustafa Kemal, kurduğu Türkiye Cumhuriyeti için komşuları ve dünya devletleri ile olan ilişkilerinde, “YURTA SULH, CİHANDA SULH” parolasını boşuna ilke edinmemiştir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün benimsediği bir diğer ilke ise, kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tam bağımsız bir ülke olmasıdır.
Bunun gereği olarak da yaşamı boyunca bunun gereğini yaparak hiçbir dış borç almadan Osmanlı’nın 1. Dünya Savaşından kalan borçlarını öderken, diğer yandan da kendi öz kaynaklarımızı kullanarak binlerce Km. demiryolu ve onlarca fabrika yapmıştır.
Üzülerek söylemek gerekirse, Türkiye Cumhuriyeti ilk borcu Marshall Yardımı adı altında 1948 yılında Amerika’dan alarak borç bağımlısı olmaya başlamıştır.
İşte bu Marshall yardımı, Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını kaybetmesinin de başlangıcı olmuştur.
Alınan bu borcun ilk diyeti, ABD’ nin çıkarları doğrultusunda hiçbir ilgimizin olmadığı KORE Savaşına asker göndermek olmuştur.
İlerleyen yıllarda ise, ülkemizi yöneten tüm sağ iktidarların ekonomimizi ayakta tutmak için başvurduğu maddi kaynak (Borçlanılan) merkezi Amerika’da bulunan İMF olmuştur.
Atatürk’ün de dediği gibi bir ülke, eğer ekonomik bağımsızlığını kaybederek dışa bağımlı hale gelmişse, artık o ülkenin tam bağımsızlığı da söz konusu olamaz.
Son yirmi yılda ise, “İMF Borçlarımızı kapattık” iddiasında olan AKP İktidarı, İngiltere’de ki banker kuruluşlarından aldığı yüksek faizli borçlarla ülkemizi tüm Cumhuriyet Dönemlerin de yapılan borçların toplamından çok daha büyük bir borç batağına düşürmüştür.
Buraya kadar ülkemizin ekonomik bağımsızlığını nasıl yitirdiğini anlatmaya çalıştım. Şimdi de ABD’ nin bir NATO ülkesi olan ülkemize dayattığı düşmanlık ölçüsündeki uygulamalardan söz etmek istiyorum.
********************************
Batılı ajanların uzun yıllar çabası ile dağıtılan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin büyük oranda güç kaybetmesi ile ABD dünyanın en güçlü tek ülkesi haline gelmişti.
Amerika giderek artan sömürgeci organizasyonlarını artık dünyanın hemen her kıtasında uygulamaya sokarken, dünyanın da en büyük sömürgeci ülkesi olmuştu.
Üniversite eğitimini ABD’ de de yapan ve uzun yıllar Amerika’da kalan değeli lise arkadaşım merhum Ertuğrul Çepni daha o yıllarda ABD’ da edindiği izlenimleri şöyle anlatmıştı;
Ertuğrul Çepni özetle, “Amerika’yı devlet başkanlarından çok, arka planda ki SENATO, PENTAGON ve CIA yönetir. Bu kuruluşların en büyük amacı Amerikan Halkının yaşam kalitesini ve konforunu yükselterek mutluluğunu korumaktır. Bu nedenle, ABD’NİN en çok ihtiyacı olan şey petroldür ve bunu sağlamak içinde büyük bir ekonomik gelire ihtiyacı vardır. ABD’ nin en büyük gelir kaynağı ise, silah sanayisidir. Bu silah pazarını büyütmek için de kendi sınırlarına uzak ülkeler arasında çıkartılacak savaşlarda o ülkelere silah satar.” Demişti.
İşte o Amerika, yıllardır Güney Amerika Devletlerinin yönetimlerini kendi........
