menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aleviler tarihsel mirasından nasıl koparıldı?

42 0
05.04.2026

"Aldanma cahilin kuru lafınaKültürsüz insanın külü yalandırHükmetse dünyanın her tarafınaArzusu hedefi yolu yalandır"

Anadolu’nun kadim inanç ve kültür mozaiğinde Alevilik her zaman mazlumun yanında duran, adaleti merkezine alan ve "72 millete bir nazarla bakmayı" düstur edinen bir inanç ve yaşam biçimidir. Ancak bugün, gerek Türkiye’de gerekse Avrupa’da Alevi toplumunun temsil yetkisini üstlenen çatı örgütlerinin, federasyonların ve derneklerin yönetim kadrolarının içine düştüğü vahim durum, bu kadim batıni inancın ruhuyla çelişen tarzdaki uygulamaları ile tarihsel mirastan nasiplenmediği gözlemlenmektedir.

Son yıllarda Alevi kurumlarının yönetim kademelerinde gözlemlenen aşırı siyasallaşma, inanç merkezli bir hak arama mücadelesinden ziyade, belirli bir siyasi hattın arka bahçesine dönüşme emareleri taşımaktadır. Bu durum, sadece inancın doğal yapısını bozmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumda telafisi güç kırılmalara ve Alevilik’ten uzaklaşmalara yol açıyor.***Günümüz Alevi örgütlülüğünün neden olduğu en hayati sorunlardan biri de Aleviler’in, Alevilik’ten uzaklaştırılmasıdır. Ne yazık ki bu durum, toplumsal birlikteliğe vurulan bir darbedir. Aleviler inancından uzaklaştı. Bunun nedeni günümüz Alevi kadroların Aleviliğe yeni donlar biçme girişimleridir. Cemevleri toplumun ihtiyaçlarına cevap veremez haldeler. Bilimden ziyade şeklen ve ritüellerle yetinilmesi ibadeti kısır bir döngüye hapsetti. Bu vahim durumun doğal bir sonucu olarak da toplumsal birliktelik ağır yaralar aldı, kadim dayanışma ruhu zedelendi.

Bugün artık cesaretle masaya yatırılması gereken en temel konu şudur: Neden ve nasıl dağıldık, niçin uzaklaştık? Daha da önemlisi, yeniden nasıl toparlanırız?

Geçmişte inanç, hayatın ta kendisiydi, nefes alınan her ana, kurulan her ilişkiye sinmiş bir yaşam biçimiydi. Oysa bugün inancın yerini daha çok "kimlik siyaseti" ve sadece şekilden ibaret olan "ritüeller" aldı. Üzülerek görmekteyiz ki; inanç yaşamın odağına alınmazken, göstermelik olan şekilcilik ön planda tutuluyor. İnanç, bir hayat nizamı olmaktan çıkarılıp bir temsil biçimine dönüşüyor.

Bugün gelinen noktada sormamız gereken bir soru da şudur: Alevi kurumları toplumu özgürleştirmek için mi var, yoksa onları siyasi birer "yedek güç" olarak bir yerlere yamamak için mi?***Alevilik, özü gereği Rızalık üzerine hayat bulur. Cem Meydanı’na her birey, siyasi kimliğinden, etnik kökeninden ve sınıfsal konumundan arınarak girer. Oysa bugünkü federasyon yöneticileri, Cemevleri’ni ve dernekleri birer "siyasal lojistik merkez" haline getirme gayretindedir.

Özellikle Türkiye’deki Alevi federasyonları ile Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) yöneticileri, Aleviliğin tarihsel mağduriyetlerini güncel siyasetin pazarlık masasına sürmekte sakınca görmemekteler. Bu yöneticiler, toplumun genel rızasını almadan, kurumsal kimliği bir siyasi partinin ideolojik hattına eklemlemeye çalışmaktalar. Bu "yedekleme" operasyonu, Alevi toplumunun geniş ve çoğulcu yapısını dar bir siyasi alana hapsetme girişimidir. Bu daralma, örgütlerin toplumun farklı kesimleriyle olan bağını koparmakta ve inancı, sadece bir grubun siyasi çıkarlarına........

© HalkTV