menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kudüs olmasaydı ne olmazdı?

28 0
11.05.2026

"Kudüs bizim neyimiz olur?" sorusu, çoğu zaman aidiyetin, tarihin ve inancın merkezine doğru bir yürüyüştür. Ama bazı hakikatler düz bakışla değil, tersinden kavranır. O hâlde soruyu çevirelim: Kudüs hiç olmasaydı, bir Müslüman olarak biz neyden mahrum kalırdık?

İlk eksilecek olan hafıza olurdu. Ama bu, bir şehrin yokluğu değil; anlamın katman katman biriktiği bir merkezin silinmesidir. Kudüs, yalnızca tarihin geçtiği bir sahne değildir. Vahyin, mücadelenin, sabrın ve kırılmanın düğümlendiği bir yerdir. O düğüm çözülseydi, tarih düzleşirdi. Daha kolay anlatılan, ama daha az hissedilen bir hikâyeye dönüşürdü. Bir nehrin kolu kuruduğunda suyun azaldığını en çok aşağıda fark edersiniz. Kudüs de böyle bir koldur; yokluğu, en çok anlamın derinleşmesi gereken yerlerde hissedilirdi.

Kelimeler toprağını kaybederdi. Bu soyut bir kayıp değil; somut, ayet ayet izlenebilir bir yoksullaşma olurdu.

İsrâ Suresi'nin o çarpıcı açılışını düşünün: "Kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah..“ Bu ayet, yalnızca bir gece yolculuğunu anlatmaz. Mekânı vahyin parçası hâline getirir; bir coğrafyayı kutsallığın içine işler. Kudüs olmasaydı bu ayet anlamsız kalmazdı belki, ama köksüz kalırdı. Çünkü vahiy yalnızca sözle değil, mekânla da konuşur. Kudüs, bu konuşmanın yankı odasıdır.

Bakara Suresi'nde kıblenin değişimi de bu mekândan bağımsız okunamaz. Müslümanların önce Kudüs'e, Mescid-i Aksâ'ya yönelerek namaz kılmış olması; ardından bu yönelişin Mekke'ye çevrilmesi — bu tarihin içinde bir gerilim, bir sınav, bir anlam vardır. Kudüs olmasaydı, o ilk yönelişin ağırlığı da olmazdı. Kıblenin değişimi sıradan bir düzeltme gibi görünürdü; oysa o değişim, bir topluluğun kimliğini inşa eden derin bir sınavdır.

Metni okurduk; ama haritasını kaybederdik.

Peygamberler silsilesini de başka türlü bilirdik; belki de bu kadar derin hissedemezdik.

Kur'an'ın anlattığı peygamberler, soyut ahlaki figürler değildir. Onlar mekânla, toprakla, coğrafyayla anlam kazanır. Hz. Davud'un yakarışı, Hz. Süleyman'ın mülkü, Hz. Zekeriyya'nın mihrabı, Hz. Meryem'in sükûneti, Hz. Yahya'nın direnci — bunların hepsi Kudüs coğrafyasının içinde ete kemiğe bürünür. Kur'an bu isimleri anarken bir mekânı da ima eder. O mekân silindiğinde isimler kalırdı, ama derinlikleri incelirdi.

Özellikle Hz. Meryem ve Hz. Zekeriyya'yı........

© Haksöz