“Avrupa Birliği’nin yeri ve kültürel hayat”
Soru: Avrupa Birliği süreci, Türkiye’nin yön arayışında hâlâ etkili bir faktör olarak görülebilir mi?
Cevap: Modernitenin temel beşiği Avrupa, ulus devletlerin benmerkezci körlüğü ve üstünlük mücadeleleri sonucu düştüğü acizlikten, ABD’nin 1945’te kurduğu BM bünyesinde üretilen uluslararası hukuk ve NATO’nun koruyucu şemsiyesi altında birlik fikrine yönelebildi. NATO şemsiyesi altında varlığını ekonomik olarak yeniden güçlendiren Avrupa Birliği, Türkiye için ticari açıdan girilmesi gereken önemli bir ekonomik pazardı, ama kendini oluşturan felsefik değerlerinin müşterekliği Türkiye halkının büyük çoğunluğunun değerleriyle çatışıyordu. Ayrıca AB dönüştürücü ve denetleyici bir kültür üssüydü.
Cumhuriyetin kuruluş sürecinde “Çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak” hedefinin ilkleştirilmesi, öncelikle Türk İnkılapları ile İslami değerlerin tahfif etmesini gerektiriyordu. Ama tüm ajitatif baskı ve yasaklara rağmen Kur’an öğrenimi, namazın ve ezanın ikamesi orijinal boyutundan saptırılamadı. Kemalist kadroların ithal ikameci ekonomi sığlığı da uzun dönemler aşılamadı.
Milliyetçi, muhafazakâr ve İslamcı politik kadroların geliştirmeyi hedefledikleri sanayii alt yapısı 23 yıllık AK Parti iktidarında dijital çağın önemli teknolojik mevzilerine ulaşmak istikametinde büyük zorluklara iç ve dış vesayet engellerine rağmen başarılı bir mesafe kat etti. Bu süreçte Avrupa Birliği içinde olmak teknolojik bilgi ve araç-gereç trafiğine ulaşmak imkânını sağlayabilirdi ama bu ilişki için AB kriterleri Lgbt veya İstanbul Sözleşmesi gibi ifsad edici tarzda dönüştürücü değer ve kültürünün içselleştirmesini de AB, pazarlık konusu yapıyordu.
Türkiye toplumunda Osmanlıdan miras kalan Batılı hayat tarzına hayran olan kitle “Çağdaş medeniyet seviyesi” denildiğinde öncelikle ilerlemeci bir anlayışla özel hayatta sınırsız........
