Unutama beni
Hepimizin bildiği bazı şeyler var: Hızla bir felakete doğru ilerliyoruz, dünya savaşı tehdidi hemen yanı başımızda, iklim değişikliği bu yaz Avrupa’da olduğu gibi gündelik hayatı iyice yaşanmaz hale getirmeye başladı, yapay zeka gizemli ve tehlikeli soru işaretleri barındırıyor. Açıkçası günümüz dünyasındaki hemen her gelişme insanı karamsar olmaya itiyor. İmkanı olanlar karanlık bir geleceğe karşı kendilerini korumanın yolunu arıyorlar. Milyarderler gözlerini çizdirip yeraltı sığınakları yaptırıyorlar mesela.
Bir de bilmediğimiz şeyler var: Felaket ne zaman ve nasıl gelecek? Kim ölecek ve kim hayatta kalacak. Daha da önemlisi buna kim – veya ne – karar verecek. Bir de, bu muhtemel felaketin ardından, geleceğe bizden ne kalacak?
Ian McEwan’ın son kitabı “What We Can Know” (Neyi Bilebiliriz?) bugünden aşağı yukarı 100 yıl sonra geçiyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan savaş tehdidi nükleer savaşa doğru sürüklüyor gezegeni, fırlatılan birkaç füze sayesinde yeryüzünün neredeyse tamamı su altında kalıyor. Dünyada gücün merkezi Nijerya ve artık doların değil naira’nın sözü geçiyor. Kıta Avrupası tamamen yok olmuş sayılabilir. Ama bütün bu felaketin ötesinde insanlık en azından gezegeni soğutmanın yolunu buluyor; hava sıcaklığının iki derece düştüğü bu yeni dünyada küresel ısınma artık bir tehdit değil.
“What We Can Know” distopik bir roman, görünürde bir bilimkurgu hikayesi. Geçmişe, yani bizim şu anda yaşadığımız zamana, takıntılı bir akademisyen bir şiirin peşine düşüyor. Sadece bir gece, bir kutlama yemeğinde seslendirilen ve tek kopyası ortadan kaybolan bir “corona” bu şiir. 2020’de dünyayı etkisi altına alan Corona virüsüne gönderme örtülü değil, kasıtlı. Ama McEwan’a bu şiir üzerine bir roman yazdıran 2021’de Times Literary Supplement’ta okuduğu bir şiir.
“Corona” (ya da soneler çelengi) aslında birbirine zincirleme bağlanan sonelerden oluşan klasik bir şiir biçimi. Her sonenin son dizesi bir sonraki sonenin ilk dizesi olarak tekrarlanır; son sonenin son dizesi de ilk sonenin ilk dizesine dönerek daire, yani taç veya “corona” tamamlanır.
McEwan’ın akademisyen roman kahramanı bu şiirin dünyanın son yüzyılda yaşadığı felaketlerin izini taşıdığına mı inanıyor? Haddinden fazla anlam mı yüklüyor bir şiire? Namı onlarca yıl boyunca kulaktan kulağa yayılıyor, herhangi bir kaydı bulunmadıkça efsanesinin daha da büyüyor. Belki böyle bir şiir yazılmamış bile olabilir, belki gerçekten de evrenin sırlarını içeriyor. Neden tek bir gece okunduğu ve bugüne kadar hiç kimsenin izine rastlamadığıysa şiirin en büyük gizemi.
Ama romanın asıl bu derdi değil. Son yıllardaki bütün romanlarında entelektüel kaygılar besleyen, kitap cümleleriyle konuşan kahramanlar yazan McEwan için böylesi sofistike bir şiir asıl derdini irdelemek için kullanışlı bir bahane. Pek çokları gibi McEwan da yarın öbür gün bizden geleceğe ne kalacağını merak ediyor.
New Yorker’ın bir panelinde yaşı ilerleyen bir yazar olarak kendi mirası üzerine düşünmesinin de bu romanın yazılmasında payı olduğu anlaşılıyor. “Bir yazarın başına gelebilecek en kötü şey ölmek,” diyor McEwan gülerek. Ama öldükten, yeni kitap üretmeyi bıraktıktan sonra........
