menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sıcak çok sıcak

124 0
26.06.2026

Avrupa’nın üzerinde bir sıcak hava kubbesi var ve gitmek bilmiyor. Kıtanın üzerine bir tencere kapağı konduğunu ve içerideki havanın dışarı çıkamadığını düşünün. Geçen hafta Perşembe günü Paris’te perdeleri tamamen kapalı ve vantilatörün çalıştığı bir evde yavaş yavaş beynimin de erimeye başladığını fark ettim. Bir ara telefondan hava durumuna baktım, yağış geldiğini görünce sokağa fırladım ama beş dakika şöyle bir yağan yağmur ferahlatmak yerine buhar odası etkisi yaptı. İlerleyen günlerde de havanın düzelmeyeceğini gördüğümde arkama bakmadan kaçtım. Neyse ki böyle imkanlarım var, sıcaktan daha serin bir yere kaçarak korunabilecek sınırlı sayıda azınlıktan biriyim.

Başkalarının kaderi ölmek. Bazı bölgelerde hava sıcaklığı 40 derecenin üzerine çıktı. Büyük şehirlerde, taş binalar ve beton meydanların da etkisiyle hissedilen sıcaklık daha da artıyor. Okulların ya erken tatil edildiğini ya da kapatıldığı haberleri yapılıyor. Tren seferleri aksıyor, çünkü raylar kullanılamayacak kadar ısındı. Yazın resmi başlangıcı 21 Haziran’dan önce geldi bu sıcak hava dalgası. Dahası, ilk de değildi. Benzer bir cehennem sıcağı mayıs ayında da Avrupa’yı vurdu. Hemen herkesin ortak düşüncesi yaşananların yaşanacak daha da kötü günlerin habercisi olduğu. Ve yine üzerinde ortak uzlaşılan bir görüş Avrupa’nın bu sıcak hava dalgasına hiç ama hiç hazır olmadığı.

AVRUPA’DA SICAKTAN ÖLENLER

Dünyanın Avrupa’dan çok daha sıcak bölgeleri var. Dünya Kupası’nın oynandığı ABD’de Milli Takım’ın kamp yaptığı Arizona’da dışarıda durulamayacak kadar ısınıyor hava. Dünyanın en etkileyici coğrafyalarından California’nın Death Valley çölünde insan susadığını hissetmiyor, bu yüzden de su içmeyi ihmal eden pek çok kişi yol kenarında hayatını kaybediyor.

Bazı bölgelerde yaşanan abartılı sıcaklara rağmen ABD’de bu gibi nedenlerle hayatını kaybeden insan sayısı Avrupa’nın çok gerisinde. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) verilerine 2004-2018 arasında ülkede sıcakla bağlantılı ölümlerin ortalama sayısı sadece 702. Bu rakamın 415’inde sıcak doğrudan ölüm sebebi, 287’sindeyse ölüme katkıda bulunan neden. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2024 verilerine göre Avrupa’daysa aşırı sıcaklar her yıl 175 bin kişinin ölmesine neden oluyor. Aynı rapora göre Avrupa her yıl küresel ortalamanın iki katı daha fazla ısınıyor.

Bilimsel veriler değil, şahsi gözlemlerle de Avrupa’nın bir ısınma problemi olduğunu anlamak mümkün. Uzun yıllar Avrupa kıtası kavurucu çöl sıcaklarının olmadığı, Temmuz akşamlarında bile insanların o meşhur “üzerine hafif bir şey” aldığı bir yerdi.

Geçen sene gelen sıcak hava dalgasıyla rekorlar kırıldı. Bu sene daha yaz gelmeden rekorlar kırılmakla kalmadı, BBC’nin tabiriyle yerle bir oldu. Yazın daha ilk günlerinde sayılırız ve iklim normallerinin ne yönde seyredeceğini hiç kimse öngöremiyor. Önümüzdeki yazlarda bu rekorların daha da fazla kırılması şaşırtıcı olmayacak.

Yüzyılın sonuna kadar gezegenin 3 derece artması bekleniyor. Kağıt üzerinde küçük bir rakam gibi görünse de havanın yarım derece artması bile doğanın dengesini bozmaya, insanlar için dünyayı yaşanamaz kılmaya yeterli.

ABD’NİN KLİMA TAKINTISI

Dünyanın çok soğuk ve çok sıcak yerleri var. Her ülke kendi şartlarına göre sıcak ve soğuğa karşı tedbir alıyor. İsveç’te pek çok evde kışın ısıtmayı 22 derecenin üzerine çıkarmak mümkün değil örneğin. ABD’de iç mekanlar ise yaz-kış ABD dışında yaşayanların anlayamadığı ölçekte bir buzhaneyi andırıyor.

Okulların sınıflarında, sinemalarda, alışveriş merkezlerinde, havalimanlarında, iş yerlerinde, özellikle süpermarketlerde ama aklınıza gelebilecek hemen her yerde ABD’de durmadan klima çalışıyor. Soğuk ortamın üretkenliği artırdığına dair yaygın bir kanaat var. Ofis ortamında insanın en verimliği olduğu sıcaklık 20-24 derece. Dışarıda çöl sıcakları varken yazları insanların havalimanlarında kapüşonlu üstlerle gezdiklerini görmek şaşırtıcı değil.

İş yerlerinde, ta kadınların iş hayatına atılmadığı yıllardan kalma gelenekle, klimalar erkek vücuduna göre ayarlanıyor. Serinlemenin de cinsiyetçi bir politikası var işte. Pek çok kadın işe giderken kat kat giyiniyor.

İç mekanları serin tutmanın bir mantığı var. Bazı pratik nedenleri de var klimayı sonuna kadar açmanın. Mesela uçuşlarda soğuk tutulan kabin uçuş görevlilerinin işini de kolaylaştırıyor, insanlar daha az istekte bulunuyor. Sonuçta soğuğun çözümü daha kolay. Üşüyorsanız üzerinize bir şey giyersiniz, yorganın altına girersiniz falan. Ama sıcağın yok. İsterseniz çırılçıplak kalın, sıcak hava dalgasında kendinizi korumanız mümkün değil.

Modern klima sistemlerinin doğuşu insanları serinletmekle ortaya çıkmadı gerçi. 1902’de Brooklyn’de bir matbaa yaz aylarında artan nem nedeniyle ciddi üretim sıkıntıları yaşamaya başlamıştı. Nem kağıdın büzüşmesine, bu durum da renkli baskılarda renklerin birbirinin üzerine tam oturmamasına yol açıyordu.

25 yaşındaki mühendis Willis Carrier bu sorunu çözmek için havadaki nem oranını kontrol altına alacak bir teknoloji üzerinde çalışmaya başladı. Sis ile havadaki nem arasındaki ilişki üzerine kafa yorarken havayı soğutan ve nemi kontrol altına alan ilk sistemin temelini oluşturdu. 1902’de tasarlanan modern klima kısa sürede yaygınlaştı, zamanla endüstriyel bir çözümden gündelik hayatımızın bir parçasına dönüştü.

Benim çocukluğumu geçirdiğim İstanbul’da yazları cam açılırdı, hatta Türklerin kendi kendilerine icat ettikleri batıl inançların devamı olarak terli terli su içilmez ve cereyanda kalınmazdı. Pek çok şeyle birlikte bu da değişti, zamanla imkanı olan pek çok kişi evlerine klima taktırdı.

Klimanın yaygınlaşmasıyla birlikte şehirlerde muazzam bir görüntü kirliliğine yol açan klima motorlarının gizlenmesine yönelik herhangi bir somut adımsa atılamadı. Şehir estetiği hiçbir zaman belediyelerin önceliği olmadı.

Klima fikrinin doğduğu New York’ta da 1902’den beri serinlemenin estetik bir yolu bulunamadı. Cama takılan klimalar dünyanın başka yerlerinde yaygın değil, ama New York’ta pek çoğumuz bu üniteleri kullanıyoruz. Yazın evin camlarının birinin yarısını bu klimaya feda ediyoruz. Dışarıdan da motorun arkası sokağa bakıyor. Kışın bu üniteyi yerinden sökmek, temizlemek ve metrekarenin çok kıymetli olduğu dairelerimizde saklayacak bir yer bulmamız gerekiyor.

FRANSA’NIN ESTETİK VE KÜLTREL İTİRAZI

Paris gibi sokak lambalarının renginin bile hayati önem taşıdığı bir şehirde konutlarda klima olmamasının bir nedeni estetik kaygılar. Müstakil bir evde yaşayan tanıdığım Türkiye’de de yaygın kullanılan ‘split’ tarzı klimayı evine taktırmak istediğinde üç-dört bayi gezdi, parasıyla bile bulamadı. Yaygın bir talep olmadığı için satan bayi bile yoktu.

Klima sahibi Parisliler portatif ünitelere mahkum çoğunlukla. Klimanın sıcak havayı........

© Habertürk