menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nasıl İnanır'ım sana

99 0
05.07.2026

Tabii ki onun hakkında da bir dolu dedikodu vardı, kimin hakkında yok ki? Peki bütün bunlara kim inanır? Kadir İnanır. Koca bir erkek nesli için yerleşmiş kalıplar, ezberler yerle bir olur, adeta deprem gibi sarsardı. Ama Karadeniz’in evladı dedikodunun, imanın, hatta şakasının dahi yapılmayacağı, yapılamayacağı biriydi.

Star’lığın ulaşılmaz olduğu son dönemin ürünüydü o; ömrü boyunca kendisine ciddi bir koruma kalkanı ördü. Son birkaç yıla kadar da bu görünmez duvardan herhangi bir sızıntı olmaması konusunda çok başarılıydı. Hiç kimseyi ama hiç kimseyi yanına yakınlaştırmadığı gibi, kendisiyle ya da yakınında laubali olunmasına asla izin vermedi.

İşin ironik tarafı, bir Hollywood yıldızı bir kendi fildişi şatosunda da yaşamıyordu. Ben kendimi bildim bileli yeri yurdu belliydi. Onu Arnavutköy’deki Bahar Pastanesi’nde tek başına bir masada otururken elimizle koymuş gibi bulmak mümkündü. Her sabah adeta mesai yapar gibi geliyordu pastaneye, akşamları da genelde Taksim Sanat Evi’nde takılıyordu. Bilsak Beşinci Kat’ta görenler de vardı, Çiçek Bar’ın da müdavimiydi. Son yıllarını Bebek’teki Biz Cafe’de geçirdi.

Görünürde bu kadar ulaşılabilir olmasına rağmen hiç kimsenin yanına yaklaştığını, onunla sohbet ettiğini ya da sohbet etmeye yeltendiğini bile görmedim. Hiç kimsenin haddine değildi.

Türkler şöhretlere güvenli bir alan tanıma konusunda saygılı bir millet değil üstelik. Karşısındaki şöhretin de bir mahrem bölgesi olabileceğini yok sayarlar, dahası fotoğraf çektirmeyi, sohbet etmeyi, hatta pat diye masalarına oturmayı kendilerinde hak sayarlar.

Kadir İnanır’ın en büyük başarısı, oyunculuğundan bile daha başarılı olan, başka hiçbir şöhrette göremediğim bir kararlıkla kendisini bu teklifsiz ilişki biçiminden koruyabilmesiydi. Sevilmek ya da sevilmemek gibi bir derdi yoktu, daha doğrusu karşısındakinin o aşamaya gelmesine izin bile vermezdi. Doğal karizma bu değilse, nedir bilmiyorum.

Yıllar içinde o alanı işgal etmeye çalışanlar olmadı değil. Bunlardan biri de bendim. Birinci Levent’te bir çorbacı açılışı mıydı, İzzet Çapa’nın bir mekanı mıydı, öyle bir şeydi, ama birçok Yeşilçam ünlüsüyle birlikte Kadirizm de oradaydı ve rol yaptığını hiç gizlemeden kendisiyle özdeşleşen o gülümsemesiyle—tek bir bakışı ve tek bir gülüşü oldu hep—onlarca magazin kamerasına poz veriyordu.

En yakın arkadaşımla her gece gezdiğimiz en şımarık yıllarımızdı ve en büyük eğlencemiz hiç tanımadığımız insanlara—çoğunlukla şöhretlere—laf atmak ve tepki almaktı. Bu mikro tacizlerden güzel dostluklar doğdu, hemen hiçbir zaman ters tepmedi temaslarımız.

Olay şöyle gelişiyor: İki kişi alakasız bir konuda sohbet ediyoruz, o an yakınımızda şöhretli bir isim geçiyorsa birden yüksek sesle adını zikrederek konuya onu dahil ediyoruz.

Bu taktik bir kere bana karşı da uygulandı: Haber için Ekrem İmamoğlu’nu takip ediyordum, benim onu takip ettiğimi gördü, sohbet ettiği kişiden kafasını bana çevirerek, sanki konunun muhataplarından biri benmişim gibi “Öyle değil mi Oray bey,” dedi.

Her zaman tutan bu........

© Habertürk