Michael Jackson'ı affetmeye hazır mıyız
Vizyondaki “Michael” filmini New Jersey’de otoban kenarındaki bir sinemanın indirimli hafta içi matinesinde izledim. Çünkü vizyondaki “Michael” filmi ancak NJ’de otoban kenarında indirimli hafta içi seansları sunan bir sinemada izlenebilir. “Michael”ın izlediğim / izleyeceğim en kötü film değilse bile ona yakın bir yerlerde olduğunu biliyordum. Ama altıncı dakikasında filmdeki küçük Maykıl şarkı söylemeye başladığında neredeyse hüngür hüngür ağlamaya başladım. İki saatlik filmin bir yerinde de—bilgisayarla yaratılan şempanze Bubbles ilk belirdiğinde galiba, unuttum—gözümden yaşlar gelecek kadar güldüm. Bizim MJ’e yakın star’ımız Ajda’nın tabiriyle “Michael” filmi beni “ekstrem tenakuzlar” içinde bıraktı.
“Michael” şöyle bir yarım saat, belki 45 dakika hayranlarının, hatta hayran olmayanların bile bildiği hayat hikayesiyle formüllere sadık bir biyografik film olarak başlıyor. “Peter Pan” göndermeleri üstü kapalı değil, belki anlamayan olmuştur diye birkaç kere gözümüze sokuluyor. Tarihin en bilinen kötü baba figürü Joseph bu filmde de tüm Michael Jackson efsanesinin doğuş hikayelerinde olduğu gibi kullanışlı bir kötü adam, bir düşman. Küçücük oğlunu kemerle dövüyor, yetişkin olduğunda bile psikolojik baskı uyguluyor.
Michael daha sekiz yaşından beri ailenin ekmek kapısı, doğal olarak herkesin ondan bir beklentisi var. Bedeli çocukluğunu yaşayamaması, akranlarıyla arkadaşlık yapmak yerine evcil hayvan olarak beslediği zürafa, lama, sıçan, yılan ve tabii ki şempanzeyle iletişim kuruyor. Dünyanın en büyük star’ı olduğunda bile hala ailesiyle yaşıyor, erkek kardeşleri kızlarla geceleri sabaha bağlarken o oyuncaklarla oynuyor.
Çocukluğu elinden alınan MJ’in çocuklarla bir yetişkinin kabul edilebilir sınırları dışında arkadaşlık, veya ilişki, kurması ilerleyen yıllarda hep geçmişiyle açıklandı. Ama bu kısımlar “Michael” filminde yok.
Aslında sadece Michael Jackson’ın çocukluğu, ilk albümünü kaydetmesi veya stüdyoda yaşananlar bile 10 bölümlük, hatta 20 bölümlük dolu dolu bir dizi olabilirmiş. Ama “Michael”da 45-50 dakikada hızlıca geçilen hikaye sonradan bir konser filmine dönüşüyor. En azından yeğeni Jaafar sesini tam yapamasa da amcasının beden dilini tamamen kendisine uyarlamış, kusursuz bir doppelgänger olarak tarihi performanslarını yeniden yaratıyor.
Filmi izlettiren de bu performanslar zaten. Bu şarkılara aynı duygu yoğunluğuna sahip bir kalabalıkla eşlik edebileceğimiz nadir fırsatlardan biri “Michael” filmi, bu yüzden de gösterime girdiği geçen hafta sonu tüm zamanların ABD’de en çok izlenen biyografik filmi rekorunu kırdı. Ama, eminim, pek çok kişi benim gibi bu berbat filme giderken, üstelik bir de zevk alırken, bir yandan da suçluluk duygusu hissetmiştir.
Bu konuda tarafsız değilim
Şu anda evimin salonundayım ve kafamı kaldırdığımda 1971 yılında Encino’da çekilen ve Life dergisinde yayımlanan Jackson ailesinin havuz başındaki fotoğrafına bakıyorum. Bu fotoğrafın kocaman bir baskısını buldum, çerçevelettim ve evin girişine astım. Bu malikaneye değil ama çocukluğunun geçtiği o küçücük kutu gibi eve özel olarak gittim.
Tarafsız bir gözlemci olarak söz almıyorum MJ hakkında. Öldüğünde “Başın sağ olsun 1 numaralı hayran,” diye taziye mesajı almış, Los Angeles’tan bir arkadaşım TMZ’nin “Michael Jackson öldü,” haberini kısa mesajla ilettiği sırada bilgisayar başında Londra’daki konserlerine bilet almaya çalışan bir fanatik olarak burada olduğumun bilinmesi gerekiyor. MJ benim objektif olamayacağım bir konu.
Kimsenin farkında olduğunu zannetmiyorum, itirazımın Encino’ya uzanmadığını da biliyorum, ama çocukluğumun hatırlayabildiğim ilk senelerinden beri Michael Jackson’ın en büyük hayranı ve en büyük savunucusu bendim. Pek çok kişi gibi “Thriller” benim de aldığım ilk kaset, pek çok kişi gibi ben de kendi kendime defalarca “moonwalk” yapmaya çalıştım, sesimi incelterek hii-hiii diye çığlık attım, ayaklarımı sabit vücudumu düz tutarak öne doğru eğilmeye çalıştım. Pek çok kişi gibi mi bilmiyorum, ama çok uzun süre Michael Jackson’la ilgili ne zaman biri olumsuz bir laf etse onu anlamadıklarını, onu bizim gibi ölümlülerin tabi olduğu kriterlerle değerlendirmememiz gerektiğini, belki onun bir uzaylı olduğunu ve başka standartlarla ölçülmesini söyledim.
Michael Jackson hakkında bildiğimiz bazı tartışmasız gerçekler var: Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük pop yıldızı. Ama büyük ihtimalle o çocuklarla, en hafif ifadeyle, tuhaf diye nitelendirilebilecek şekillerde haşır neşir olduğu ortada.
Benim çocukluğumu yaşadığım 80’li yıllarda Michael Jackson hakkında sürekli birtakım iddialar otaya atılırdı. Ölümsüz olmak için oksijen yatağında uyuduğu, siyah olmaktan utandığı için rengini açtırdığı, Fil Adam’ın kemiklerini aldığı, Elizabeth Taylor’a (veya Diana Ross’a) benzemek için estetik ameliyat yaptırdığı…
İşin ilginci bu haberlerin hiçbirine gülüp geçilmediği gibi etrafımdaki hemen herkesin ciddi ciddi bunlara inandığını........
