NATO'daki Türkiye'yi kim tanımlıyor?
Önceki yazının başlığı “NATO’da niçin olmalıyız” sorusuydu. Aynı başlık altında ikinci yazı için çalışırken, bu sorunun Türkiye’nin konumunu yeterince ifade etmediğini fark ettim. O yüzden farklı bir başlıkla NATO gündemine devam etmek istiyorum.
7-8 Temmuz tarihli NATO Zirvesi yaklaşırken en çok tartışılan başlıklardan biri, Türkiye’nin ittifak içindeki konumu. Ancak biz bu konuyu hayli eski sorular etrafında ele alıyoruz. “Türkiye NATO’da neden kalıyor?”, “NATO bize ne kazandırıyor?” ya da “Türkiye artık yönünü Avrasya’ya mı çevirmeli?” gibi sorularla.
Oysa uluslararası sistemdeki değişime baktığımızda, farklı bir soruyla ilerlemek daha sağlıklı görünüyor. Sadece Türkiye’nin NATO’dan ne elde ettiğini merkeze alarak değil; NATO’nun Türkiye olmadan nasıl bir güvenlik mimarisi kurabileceği üzerinden mesela.
NATO ARTIK FARKLI BİR ÖRGÜT
Bugün NATO, Soğuk Savaş’ın pasif ya da durağan bir güvenlik örgütü olmaktan çıktı. Kırım’ın işgali ve ardından Rusya-Ukrayna savaşıyla başlayan yeni dönem, Avrupa’nın güvenlik algısında ciddi değişimlere yol açtı. Buna Orta Doğu’da derinleşen krizleri, enerji güvenliğini, tırmanan göç hareketlerini ve siber saldırıları eklediğimizde ve savunma teknolojilerindeki büyük dönüşümü de dikkate aldığımızda karşımıza bambaşka bir güvenlik tablosu çıkıyor.
İşte tam bu noktada Türkiye’nin önemi, alışılmış........
