menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran nereye kadar ayakta kalacak?

64 0
18.03.2026

Bu yılın başında ABD-İsrail ittifakının İran’a saldırıp saldırmayacağı tartışması ana gündemdi. Baskın ve yaygın kanaat bölgeye yapılan büyük askeri yığınağın ardından bir saldırının kaçınılmaz olduğu yönündeydi.

Ancak asıl soru, bu saldırının bir savaşa dönüşüp dönüşmeyeceğiydi. Saldırganların İran’da bazı kritik hedefleri vurduktan sonra çekileceğini öngörenler, uzun soluklu bir savaş beklentisi içinde değildi.

Şu anda savaşın ne zaman biteceği konusunda ciddi bir belirsizliğin olduğu bir aşamadayız. Üstelik üçüncü hafta dolmak üzere.

NÜKLEER TEHDİT MESELESİ

İran’ın savaş stratejisi, Körfez ülkeleri üzerinden küresel ekonomiyi hedef alan hamleden, ülkesini komuta merkezi olmayan “mozaik savunma”ya hazırlamasına kadar sürprizlerle ortaya çıktı. Bunun Haziran savaşı sonrası çalışılmış olduğundan artık kimsenin kuşkusu yok.

Trump’tan gelen “İran nükleer tehdit oluşturuyordu ve bizi vuracaktı” mealindeki açıklamaların gerçekle bağını kurmak çok zor. Ancak ABD’nin, nükleer güç sahibi bir İran’ı kendisine tehdit olarak gördüğü de çok açık.

Savaş devam ederken sıkça ABD’nin İran’ı ve esasen yaşadığımız coğrafyayı tanıma konusundaki cehaletine dikkat çektim. Hala da aynı düşüncedeyim. Buna Amerika’nın sahip olduğu büyük askeri güç ve teknolojiden hareketle cevap verenler var. Böyle bir gücün alacağı sonuç yıkımdan başka bir şey olmayacaktır. Şu anda karşımızda savaş diye adlandırdığımız hikayenin özeti de bu.

İran içinde özellikle İsrail üzerinden ciddi bir istihbarat nüfuzu elde edildiğine dair pek çok somut kanıt var. Nitekim nokta hedefler, özellikle suikastların temelinde bu ağın olduğu çok açık.

Ancak istihbarat meselesinin bir başka boyutu daha var. Bunu da aylardır dile getiriyorum. ABD, İran’ı doğru dürüst analiz edemediği gibi, ne yönetim mekanizmasını, ne kurumsal işleyişini ve ne de toplumsal dinamiklerini anlayabilmiş değil.

“Liderlerini öldürüp toplumu sahaya çekip rejimi değiştirmek” üzerine kurulu stratejinin, İran’ı sadece öne çıkan isimlerden ibaret gören ve kurumsal yapısını dikkate almayan bir kabalık ve körlük içinde olduğu ortada.

Ali Hamaney’le birlikte pek çok üst düzey isim öldürüldü. Daha dün çok önemli bir aktör olan Ali Laricani ve Besiç Komutanı Gulamrıza Süleymani de aynı akıbete uğradı. Bunların her birinin sistemde yaralar açtığı ve sarsıntılar ortaya çıkardığı gerçek. Ancak en az onun kadar gerçek olan devletin kontrolü elinde tutmaya devam ettiği ve saldırılara karşılık veren mekanizmaların çalıştığı.

Dolayısıyla burada İran rejimini “mollalar, din adamları” gibi tanımlarla anlamaya çalışanların, sistemi tanımaktan ne kadar uzak oldukları ortaya çıktı. Bu durum istihbarattan yönetim katındaki danışmanlık yapılarına kadar geniş bir alan için geçerli.

Devasa bütçeler ve desteklerle Amerikan hükümetine stratejik destek veren kurumların da bu körlüğü ortadan kaldıracak bir perspektifleri yoktu. “İran’ın iki ordusu var. Devrim Muhafızları ideolojik bir yapıya sahip. Geleneksel ordu Artesh ise laik. ABD ona yatırım yapmalı” gibi fantastik tezler üretmelerinin dışında tabii.

SAVAŞ DEĞİL BARBARLIK

Başka bir zamanın konusu. Fakat buraya not düşmekte yarar var. Benzer bir durum ülkemizde sabah akşam yorum yapan kimi uzmanlar için de geçerli. Bomba, ağır silahlar gibi güç unsurları üzerinden Amerika’ya “büyük stratejiler” atfetmekten hala yorulmadılar.

Batılı laboratuvarlarda üretilen sözde kavramlar ve ideolojik perspektiflerle besledikleri zihinleri ancak bu kadarına izin veriyor. Meselenin insani tarafına bakarak ortada bir savaştan çok barbarlık ve vandallığın olduğunu söylemelerini zaten beklemiyoruz.

İRAN NEREYE KADAR AYAKTA KALABİLİR?

Gelinen aşamaya dair birkaç sözle tamamlayalım. Mesele üstünlük sağlamak veya galip gelmekse, İran’ın mevcut şartlarda bunu yakalaması uzak bir ihtimal. Savaşı daha uzun bir zamana yayarak ayakta kalması önündeki tek seçenek gibi duruyor. ABD’nin ise Hürmüz’de ortala çıkan tablo sonrası İran’a yönelik saldırısını daha ağırlaştırması, daha alçaktan uçuşlarla ülkeyi büyük bir yıkıma uğratması muhtemel.

İsrail ise yine kuvvetle muhtemel ülke içindeki suikastları devam ettirecek. Şu sıralarda İsrail tarafından gelen “İran istihbarat bakanının öldürüldüğü”ne dair henüz doğrulanmamış haber de bunu gösteriyor.


© Habertürk