menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yüksek notlar alan bir ilk film

86 0
15.06.2026

Dünya prömiyerini geçtiğimiz yıl Locarno Film Festivali’nde yapan “Mavi Balıkçıl” (Blue Heron), Kanadalı sinemacı Sophy Romvari’nin yazıp yönettiği ilk uzun konulu film… Toronto Film Festivali’nde Kanada sineması kapsamında En İyi Keşif ödülünü kazanan “Mavi Balıkçıl”, ülkesinde ve ABD’de eleştirmenlerden aldığı yüksek notlarla ses getirdi.

Sophy Romvari, Kanada’ya 1989 yılında yerleşen Macar kökenli bir ailenin 1990 yılında dünyaya gelen kızı… “Mavi Balıkçıl”ın yarı otobiyografik nitelik taşıdığını açıkça söylüyor. 2020 tarihli kısa filmi “Still Processing”de de anlattığı bir hikâye bu…

“Mavi Balıkçıl”, kadın anlatıcının geçmişe dair sözleriyle başlıyor ama anlatıcının ve sözünü ettiği kişinin kim olduğu hakkında bir şey öğrenmeden giriyoruz filme. İlk gördüğümüz, dört çocuklu Macar kökenli bir ailenin, Kanada’da Vancouver Ada’sında bahçe içinde bir eve yerleşmesi…

Alışageldiğimiz tarzda bir hikâye anlatımı yok filmde. O yüzden filmin ilk sahnelerinde, ana karakterin anne mi, yoksa 8 yaşındaki Sasha mı olduğunu veya hikâyenin nereye doğru gideceğini kestiremiyoruz. Ama dakikalar geçtikçe, ailenin lise çağındaki en büyük oğlu Jeremy’nin (Edik Beddoes) hayli farklı biri olduğunu ve hikâyenin onun yarattığı sorunlar üzerinden şekilleneceğini anlamaya başlıyoruz.

Yönetmen Sophy Romvari, filmin 1990’ların sonlarında geçen ilk yarısında, ailenin gündelik hayatını olay mahallinde dolaşan bir belgeselci gibi gözlemliyor. Hatta yer yer aile videolarını akla getiriyor. Ailenin elden ele dolaşan video kamerası ve babanın çektiği fotoğraflar uyandırıyor bu izlenimi. Kamera birçok sahnede zoom objektifle uzaktan izliyor karakterleri ve bizimle birlikte sanki bir hikâye arıyor

Romvari, ilk yarıda anne (Iringó Réti) ile baba (Ádám Tompa) arasında geçen birkaç konuşma hariç Jeremy’nin geçmişi üzerine fazla bilgi vermiyor; merak ettiğimiz birçok sorunun yanıtını muğlak bırakıyor. Belli ki, önyargılardan uzak şekilde bakmamızı istiyor Jeremy’ye… Davranışlarının çoğu, bize çok katlanılmaz gelmiyor zaten. Sadece ilgi merkezi olmaya çalıştığını ve problemli bir ergenlik yaşadığını düşünüyoruz. İlk bakışta mutsuz, gergin, sorunlu bir aile gibi gelmiyorlar bize. Ayrıca, Jeremy’nin Sasha (Eylül Güven) ve diğer iki erkek kardeşiyle arasının gayet iyi olduğunu gözlemliyoruz. Ama anne ile babanın öğrenilmiş çaresizlik hissi veren sabırlı, sakin ve bıkkın halleri, bize buzdağının sadece su üstündeki kısmını gördüğümüzü sezdiriyor.

Kaldı ki, ilerleyen sahnelerde, annenin ilk eşinden olma oğlu Jeremy’nin sorunlu davranışlarının yeni ortaya çıkmadığını, yıllardır sürdüğünü ve Jeremy’nin doktorlardan hâlâ net bir tanı alamadığını öğreniyoruz. Jeremy’nin tedavi olması veya psikoterapiyle iyileşmesi umutlarını çoktan kaybettiklerini de hissediyoruz. Jeremy’yle yeni çalışmaya başlayan psikiyatristin koyduğu teşhisi çok ciddiye almamaları ve aynı doktorun “Evde kimin patron olduğunu ona göstermeniz gerekiyor” demesine gülüp geçmeleri, sorunun onlar için ne kadar derin ve kalıcı olduğunun........

© Habertürk