menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Punk gelinin serüvenleri

50 0
19.03.2026

“Gelin” (The Bride), 1935 yapımı “Frankenstein’ın Gelini” (The Bride of Frankenstein) filminin yeniden çevrimi...

“Frankenstein’ın Gelini”nin, geçip giden yıllar içinde sinema tarihçileri ve eleştirmenler tarafından en az 1931 yapımı ilk “Frankenstein” kadar önemsenen bir yapıt haline geldiğini söyleyelim önce. Sonra da Maggie Gyllenhaal için “Frankenstein’ın Gelini”nin sadece bir çıkış noktası olduğunu… Çünkü birkaç fikir, tema ve motifi kullanarak yepyeni bir senaryoyla geliyor karşımıza.

1818’de yayımlanan ve tam adı “Frankenstein; or, The Modern Prometheus” olan romanın yazarı Mary Shelley’nin (Jessie Buckley) öbür dünyadan gelen sesiyle başlıyor “Gelin”… Daha anlatacak şeyleri olduğunu söyleyerek, “şeytan çıkarma” filmlerini hatırlatan şekilde Chicagolu Mia’nın (Jessie Buckley) bedenini ele geçiriyor ve kısa sürede hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olayları tetikliyor.

Aklımızdan çıkarmamamız gereken nokta, filmin ilk anlarından itibaren, kurmaca karakter Mary Shelley’nin öbür dünyadan planladığı, tasarladığı veya hayal ettiği bir anlatının içinde olmamız... Shelley, Ida’yı, Doktor Frankenstein’ın canavarı Frank’in (Christian Bale) partneri olarak seçiyor, hikâyesini kuruyor ve aradan çekiliyor.

1936 yılında geçen anlatıya göre, Chicago mafyasının kontrolünden çıkan Ida’nın öldürülmesi ve Dr. Cornelia Euphronious’un (Annette Bening) laboratuvarında Frank’in müstakbel eşi olarak yeniden hayat bulması gerekiyor. Bedeni elektrik marifetiyle yeniden canlandığında hem fiziksel hem ruhsal anlamda artık Ida gibi görünmüyor. Hafızası nerdeyse boş defter gibi ve adım adım yeni bir kimlik oluşturuyor. Film biraz da bu yeni kimliğin oluşması üzerine… Önce sadece Gelin, sonra Penelope Rogers oluyor. Frank’in partneri ve eşi olmayı kabullenmiyor zaten. Süreç içinde yakınlaşarak birbirlerini seviyorlar. Bu yanıyla, bir aşk öyküsü seyrediyoruz.

Frankenstein’ın canavarı Frank, mezarlıktan toplanmış birçok cesedin parçalarının birleştirilmesiyle ortaya çıkar. Geçmişi ve belleği yoktur. Frankenstein’ın Gelini olma niyetiyle hayata döndürülen Ida’nın durumu ise farklı gelişiyor. Olaylar geliştikçe anıları canlanıyor. Hatta Ida’nın yarım kalan hikâyesini sürdürüyor, onun hedeflerinin peşine düşüyor. Böylece, Shelley’nin neden başkasını değil Mia’yı seçtiğinin yanıtı ikinci yarıda netleşiyor. Ama ondan önce bir tanışma, yakınlaşma öyküsüne tanık oluyoruz. Sonra ise iki kanun kaçağının yollara düştüğü, özgürlüğü ve aşkı aradığı bir film seyrediyoruz.

Gelin’in Chicago’daki gangsterler ve Amerikan polislerinin hedefi olması, eril iktidarın feminizme karşı duyduğu korkunun yansıması… Gelin’in........

© Habertürk