menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

En iyi hastane filmlerinden bir

76 0
25.02.2026

İsviçreli yönetmen Petra Biondina Volpe’nin yönettiği, uluslararası başlığı “Late Shift” olan “Gece Vardiyası” (Heldin), eski hemşire Madeline Calvelage tarafından yazılan bir kitaptan uyarlama… Kitabın orijinal Almanca adı: “Unser Beruf ist nicht das Problem: Es sind die Umstände”… Google’ın Türkçe’ye “Mesleğimiz sorun değil: sorun koşullar” diye çevirdiği bir başlık bu… Aynı zamanda, filmin ana fikrini de özetliyor. “Gece Vardiyası”nın, hemşirelik mesleği üzerine çekilen en önemli ve kayda değer birkaç filmden biri olduğunu düşünüyorum. Öte yandan, alışageldiğimiz tarzda hastane ve doktor dramalarından hayli farklı durduğunu söylemem gerek.

Sahiciliğiyle dikkat çeken bir film “Gece Vardiyası”… Yönetmen Volpe’nin yazdığı senaryonun en parlak yanı, aşırıya kaçan, uç noktalarda dolaşan melodramatik bir hikâyeyle karşımıza gelmemesi… İsviçre’de bir hastanedeyiz ve gece vardiyasından önceki mesaisinde hemşire Floria Lind’i (Leonie Benesch) takip ediyoruz. Kuşkusuz, sıradan bir gün yaşamıyor. Hayli yoğun ve sıkıntılı saatler geçiriyor ama film bittiğinde birçok gününün böyle geçtiğini, hastanedeki hiçbir mesaisinin onun için çok kolay olmadığını tahmin ediyoruz.

Hastaneye gelişi ve hemşire üniformasını giymesiyle başlıyor film. Meslektaşlarıyla arasında geçen ilk konuşmalardan, Floria’nın çalıştığı vardiyada hemşire eksikliği problemi olduğunu anlıyoruz. Nöbeti devraldığı meslektaşı, ona vardiyasında sorumlu olduğu hastaları tek tek saydığında ve neler yapması gerektiğini söylediğinde, bizi bekleyen krizin hangi hastalardan veya nereden çıkacağını hesap etmeye çalışıyoruz. Gece ilerledikçe, Floria için her hastanın kendine göre hassasiyetleri ve zorlukları olduğu anlaşılıyor.

Meslektaşı bakması gereken hastaları sayarken hepsine yetişmesi imkânsız geliyor bize. “O hastalardan biri biz olabilirdik” diye iç geçiriyoruz. Üstelik, Türkiye’deki gibi çoğu hastanın refakatçisi yok. Çoğu, her gereksinimi için Floria’ya muhtaç. Onun da yardım isteyecek kimsesi yok. Stajyer Amelie (Selma Jamal Aldin) ve deneyimli meslektaşı Bea (Sonja Riesen), en az onun kadar yoğun... Üstelik sadece hastalar, hasta yakınları değil; hastane içindeki başka birimler tarafından da aranıyor ve acilen yapması gerekenler bildiriliyor Floria’ya.

Film boyunca nerdeyse tek bir an dahi boş kalıp, “Şimdi ne yapmam gerekiyor?” diye düşünemiyor. Acilen yapması gereken işler, onu hastane içinde oradan oraya sürüklüyor. Rutin hasta kontrollerini aksatmamak için elinden geleni yapsa da herkese yetişemiyor. Zaman yönetimi veya planlaması yapması nerdeyse imkânsız. Çünkü hep yetişmesi gereken bir yer, acilen ilgilenmesi gereken bir hastası oluyor ve işi hep detaylar üzerine kurulu…

Film ilerledikçe, hasta ve hasta yakınlarının çoğunun, Floria’nın yaşadığı gündelik zorluklarla ilgilenmemesi, onunla empati kurmaması, sadece hizmet beklemesi, bizi rahatsız etmeye başlıyor. Geciktiğinde ağır şekilde eleştiriliyor, tepki alıyor Floria. Kimisi küfür ediyor, kimisi hakaret… Ama kimse ona nerde olduğunu, ne yaptığını sormuyor. Aynı odayı paylaşanlar dışında........

© Habertürk