menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

"Oydssey": Antik Yunan'ın ahlaki yenilgisi

99 0
20.07.2026

Çok değil, bundan 10 yıl önce ve “Odyssey” (The Odyssey) ve “Oppenheimer” (2023) gibi filmlerin, Hollywood ana akım sinemasının can simidi haline geleceğini söyleseler, çoğu kimse inanmazdı.

Süper kahramanlar, aile animasyonları ve her çeşit seri film arasında sıkışıp kalmış bir Hollywood vardı 10 yıl önce. Bugünse işler giderek kötüye gidiyor ve Hollywood çıkış yolu arıyor. Ama yeni fikirlere yatırım yaparken dahi hâlâ “Seriye dönüşebilir mi?” diye düşünüyorlar. Oysa asıl sorun tam da burada düğümleniyor.

“Oppenheimer” gibi gerçek hayat hikâyesi üzerine kurulu, karakter ağırlıklı bir dönem dramının ulaştığı şaşırtıcı gişe başarısı sadece istisna olarak görülüyor. Çünkü arkasında Christopher Nolan var.

“Odyssey” için de durum farklı değil. Nolan olmasa, belirsizliklerle dolu bir dönemde herhalde hiç kimsenin aklına Homeros’un destanlarından birini büyük bütçeli bir Hollywood epiğine dönüştürmek gelmezdi.

Baştan söyleyelim: Nolan’ın “Odyssey” yorumu, “Oppenheimer”dan farklı olarak çağdaş aksiyon sinemasının ruhuna çok daha yakın bir film… Özellikle, içerdiği fantastik unsurlarla… Tek gözlü devler, canavarlar, büyücüler, hayaletler ve kahinler, filmi tam anlamıyla fantastik aksiyon haline getiriyor. Savaş, çatışma, kılıçlı ve yakın dövüş sahnelerinin sayısı az değil. Odysseus (Matt Damon) da klasik Amerikan kahramanlık anlatısını akla getiren bir protagonist…

Tüm bunlara karşın “Odyssey”, anlatımı, alt metinleri, yapısı ve prodüksiyon tasarımıyla anaakım Hollywood filmlerinden farklı bir havaya sahip. Çünkü öncelikle bir Christopher Nolan filmi…

İlk filmi “Following” (1998) ve “Oppenheimer”da olduğu gibi yine çağrışımlar, imgeler ve metaforları bir araya getiren; 1960’ların modernist tarzını hatırlatan bir montaj kullanıyor bazı kritik sahnelerde. Ki farklı zamanları iç içe geçiren bu kritik sahneler, bizi direkt olarak filmin kalbine götürüyor. Çağdaş aksiyon sinemasındaki hızlı kurgudan en önemli farkı, sadece ritmi ve duyguyu değil, düşünceyi de öne çıkarması…

Görüntü yönetmeni Hoyte von Hoytema ile Nolan’ın tüm filmi baştan sona IMAX kameralarla çekmesi, film gösterime girmeden önce konuşulan konulardan biriydi. IMAX kamerasının normalden büyük olmasının yarattığı sorunları çözmek ve bazı teknik engellerle baş etmek için sette nelerle uğraştıklarını okuduğunuzda, Nolan’ın IMAX’e olan bağlılığını net şekilde görüyorsunuz zaten.

Peki, bu ısrarın nedeni ne? Şüphesiz, Nolan ve Hoytema’nın filmi dijital değil, 65 mm Kodak pelikül filmle çektiklerini de not etmek gerek. Yani, burada sadece IMAX değil, pelikül ısrarı da var. Belli ki Nolan dijitalin renk ve görüntü estetiğini, keskin berraklığını tercih etmiyor. “Organik” diyebileceğimiz bir görüntü dokusu hedefliyor ve bunu IMAX 70mm formatının dijitale meydan okuyan benzersiz yüksek kalitesiyle birleştiriyor. Böylesi bir film için hemen akla gelebilecek renk filtrelerinden, stilin hikâyenin önüne geçmesinden ve birkaç sahne hariç dışavurumcu görsel atmosfer duygusundan uzak duruyor. Odysseus’un Hades’te ölülerle bağlantıya geçmesi gibi bazı sahneler hariç birçok dış mekân sahnesinde gerçekçi ve organik diyebileceğim, sıcak ve soğuk renkleri çok iyi dengelediği bir Ege ışığı var.

“Odyssey” fantastik aksiyon sinemasında alışık olmadığımız sade bir yaklaşım içeriyor. Sözgelimi, İspanyol ressam Francisco Goya’nın “Çocuklarını Yiyen Saturn” tablosundan ilham alan tek gözlü dev Polifemos sahnesi… Nolan, mağaranın kapısında beliren canavarla güçlü ve abartısız bir gerilim yakalıyor. Altı kafalı deniz canavarı Skylla veya sirenlerin olduğu sahneler de aynı şekilde ölçülü ve etkili…

Nolan “Odyssey”i sadece hayal gücüyle şekillenen fantastik bir aksiyon değil, olabildiğince realist bir Bronz Çağı filmi olarak da hayata geçiriyor. Zırhlar, başlıklar, kılıçlar ve diğer tüm........

© Habertürk