menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ramazan medeniyeti

20 0
22.02.2026

Nerede o eski Ramazanlar…

Bu serzenişi bizden önce babalarımız ve muhtemelen dedelerimiz de yapmıştır. Zira modernitenin getirdiği en büyük krizlerden biri de eski ile bugün arasındaki keskin kopuştur. Dolayısıyla ara sıra eskiyi hatırlamak ve hatırlatmak da bir direniş biçimi diye düşündüğümden, Osmanlı Ramazanı’nı okuduğum kadarıyla aktarmak istedim.

Karşıma çıkan ilk şey de Ramazan Medeniyeti oldu.

Medeniyet kavramı kullanılıyor çünkü, Osmanlı İmparatorluğu'nda Ramazan ayı yalnızca dini bir vecibenin yerine getirildiği zaman dilimi olmanın ötesinde bir anlam taşıyor.

Devletin idari mekanizmasından toplumsal yardımlaşma ağlarına, saray protokollerinden halk eğlencelerine kadar uzanan geniş bir sahada etkisini gösteren özgün bir Ramazan Medeniyeti söz konusu.

Osmanlı’da Ramazan kültürünü anlamak için biraz araştırma yapınca hem dönem şahitlerinin eserlerinden hem de modern tarihçilerin incelemelerinden okuyunca Osmanlı’da Ramazan'ın sadece bir ibadet ayı olmadığını, aynı zamanda bir kamusal düzen ve estetik üretim alanı olduğunu görüyorsunuz.

Osmanlı döneminde Ramazan üzerine yapılan çalışmalarda, İstanbul'un görsel ve sosyal belleğini kayıt altına alan Prof. Dr. A. Süheyl Ünver ismi ön plana çıkıyor. Ünver’in Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunan ve 325 numaralı defter olarak bilinen 1962 yılına ait Ramazan günlükleri, Osmanlı’dan gelen geleneklerin Cumhuriyet dönemindeki izdüşümlerini, mahyaları ve mahalle kültürünü çizimlerle belgeleyen eşsiz bir kaynak.

Abdülaziz Bey’in, Osmanlı Adet ve Merasimleri ile Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey’in Eski Zamanlarda İstanbul Hayatı adlı eserleri, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında Ramazan'ın sosyal dokusunu, mutfak kültürünü ve eğlence hayatını ayrıntılarıyla sunan önemli kaynaklar.

İlgilisine bu notları aktardıktan sonra devam edelim.

Osmanlı edebi geleneğinde, Ramazan ayının gelişi Ramazaniyye adı verilen kasidelerle kutlanırdı. Divan şairleri tarafından kaleme alınan bu eserler, Ramazan'ın manevi atmosferini, hazırlıklarını ve toplumsal etkilerini sanatsal bir dille yansıtır.

Koca Ragıb Paşa, şair Nedîm, Şeyh Galib ve Enderunlu Vâsıf gibi isimlerin yazdığı Ramazaniyye’ler, dönemin yaşam tarzına dair önemli ipuçları sunar. Özellikle Koca Ragıb Paşa’nın beytin son kelimesinden dolayı "iftariye" olarak anılan şiiri, bu türün tek örneği olarak dikkat çeker. Şairler, bu şiirlerde oruç, hilal, mahya, iftar sofraları ve bayram beklentisini işleyerek Ramazan'ın kültürel derinliğini pekiştirmişlerdir.

Bu tür, 17. ve 18. asırda öyle revaç bulur ki Bahtî mahlasıyla şiirler yazan Sultan I. Ahmed Han da bir Ramazaniye kaleme almış ve Ramazan-ı Şerif’i selamlamıştır. Bu vesileyle Sultan I. Ahmed’in Ramazan’ın gelişiyle ilgili şu gazelini de paylaşayım.

Merhabâ merhabâ meh-i Ramazân

Merhabâ halka rahmet-i Rahmân

Merhabâ verdi âleme ziynet

Merhabâ ey müzeyyen-i devrân

Sultan Ahmed’in merhabasına karşılık olarak, Eşrefoğlu Rumi’nin uğurlama kıtası da burada zikredilmeli. Zira gelişi coşkulu olan Ramazan’ın gidişi de hüzünlüdür.

Elvedâ ey mâh-ı tâbân elvedâ

Elvedâ ey mihr-i Yezdân elvedâ

Elvedâ ey âfitâb-ı şer’i dîn

Elvedâ ey mâh-ı tâbân elvedâ

Gelelim huzur ve düzen konusuna. Osmanlı Devleti, Ramazan ayının huzur ve asayiş içerisinde geçmesini sağlamak için Tenbihname adı verilen resmi genelgeler yayımlardı. Bu belgeler, devletin dini ve toplumsal hayatı düzenleme yetkisinin Ramazan ayındaki en somut dışavurumuydu.

Şaban ayının ortalarında yayımlanan tenbihnameler, halkın ibadetlerine daha sıkı sarılmasını, toplumsal ahlakın korunmasını ve kamusal alanın kutsal aya uygun hale getirilmesini hedeflerdi. Bu belgelerde yer alan hükümler, Müslüman tebaanın yanı sıra gayrimüslimleri de kapsayan genel bir toplumsal sözleşme niteliğindeydi.

1834 tarihli tenbihnamede, Padişahın namaz için farklı camilere gideceği, halkın ise........

© Habertürk