Yapay zekâ çağında rüzgâr ve güneş yeterli olacak mı?
Türkiye’de son yıllarda enerji yatırımlarının ağırlık merkezi değişti. Bir yandan yeni petrol ve doğal gaz keşifleri gündemdeki yerini korurken, diğer yandan güneş ve rüzgâr santralleri ülkenin dört bir yanında hızla yayılıyor. Bugün çevreci enerji denildiğinde akla ilk gelen kaynaklar güneş ve rüzgâr.
Ancak dünyada sessiz sedasız büyüyen başka bir gerçek var: Yapay zekâ devrimi, insanlığın bugüne kadar karşılaştığı en büyük elektrik talebi artışlarından birini ortaya çıkarıyor.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) son raporlarına göre, küresel elektrik tüketimi artık ekonomik büyümeden daha hızlı artıyor. Bunun en önemli nedenleri arasında yapay zekâ, veri merkezleri, elektrikli araçlar ve dijitalleşme bulunuyor. Önümüzdeki beş yılda dünya, son on yılın ortalamasına göre yüzde 50 daha yüksek bir elektrik talebi artışıyla karşı karşıya kalacak.
Bugün ChatGPT’den otonom araçlara, savunma sanayiinden sağlık teknolojilerine kadar hemen her alanda kullanılan yapay zekâ sistemleri, devasa veri merkezlerine dayanıyor. Bu merkezlerin enerji ihtiyacı ise tahminlerin ötesinde büyüyor.
IEA verilerine göre veri merkezlerinin elektrik tüketimi 2024’te yaklaşık 460 teravatsaat seviyesindeydi. Bu rakamın 2030’da 1.000 teravatsaati, 2035’te ise 1.300 teravatsaati aşması bekleniyor. Başka bir ifadeyle, yalnızca veri merkezlerinin elektrik tüketimi birkaç yıl içinde Japonya’nın bugünkü toplam elektrik tüketimine yaklaşacak.
Sorun tam da burada başlıyor.
Güneş ve Rüzgâr Tek Başına Yetmeyebilir
Güneş ve rüzgâr santralleri kuşkusuz enerji dönüşümünün vazgeçilmez unsurları. Ancak yapıları gereği kesintili üretim yapıyorlar. Güneş yalnızca gündüz saatlerinde, rüzgâr ise uygun hava koşullarında enerji üretebiliyor.
Yapay zekâ veri merkezleri ise tam tersine, 24 saat boyunca kesintisiz, güvenilir ve yüksek yoğunluklu enerjiye ihtiyaç duyuyor.
Uluslararası Enerji Ajansı, veri merkezlerinden kaynaklanan ek enerji talebinin önemli bir bölümünün yenilenebilir kaynaklardan karşılanacağını öngörse de doğal gaz ve nükleer enerjinin özellikle bu on yılın sonundan itibaren çok daha kritik bir rol üstleneceğini vurguluyor.
Nitekim ABD’de ve Avrupa’da yaşanan gelişmeler de bunu doğruluyor. Yapay zekâ yatırımlarının hızlanmasıyla birlikte birçok teknoloji şirketi yalnızca güneş ve rüzgâr projelerine değil, gaz santrallerine ve yeni nesil nükleer çözümlere de yönelmeye başladı.
ABD ve Avrupa’nın yanı sıra Çin de yapay zekâ ile enerji arasındaki ilişkiyi en erken gören ülkelerden biri. Pekin yönetimi bir taraftan dünyanın en büyük güneş ve rüzgâr enerjisi yatırımlarını gerçekleştirirken, diğer taraftan yeni nükleer santral projelerine hız kesmeden devam ediyor. Üstelik gerektiğinde kömür santrallerini de sistem güvenliği için devrede tutuyor.
Çin’in........
