Yeni nesil sanayi stratejisi
İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan aylık meclis toplantısında belki de son yılların en önemli ekonomik uyarılarından birini yaptı.
Toplantının başlığını tek cümlede koydu: "Türkiye'yi bekleyen tehlike: Erken sanayisizleşme."
Bu kavram ilk bakışta akademik gibi duruyor. Oysa Türkiye ekonomisinin önümüzdeki 10 yılını hatta daha uzun vadesini belirleyecek kadar önemli.
Çünkü mesele birkaç fabrikanın kapanması değil, üretim kültürünün aşınması, rekabet gücünün kaybolması ve kalkınma modelinin yaşlanmasıdır.
Her modelin bir ömrü var
Cumhuriyetin ilk yıllarında kamu ağırlıklı bir sanayi kurduk. 1950 sonrası özel sektör üretimi devralmaya başladı. İthal ikameci sanayi, koruma altında 1980’e kadar geldi. İlk reformda bu model terk edilerek ihracata yönelindi.
Organize sanayi bölgeleri kuruldu. Anadolu sanayisi doğdu. Bugün dünyanın dört bir yanına ihracat yapan şirketlerin büyük bölümü o dönemin ürünüdür.
Bu model Türkiye'yi 36 milyar dolarlık milli gelirden 1.6 trilyon doların üzerine taşıdı.
Ancak her modelin bir ömrü vardır.
Son 20 yılda üretimin kuralları yeniden yazıldı.
Çin sadece ucuz işçilik ülkesi olmaktan çıktı. Yapay zekâya yatırım yaptı. Robotik üretime geçti. Elektrikli araçlarda lider oldu. Batarya teknolojisini geliştirdi. Devlet-sanayi koordinasyonunu güçlendirdi. Sonuç ortada.
TİM Başkanı Mustafa Gültepe'nin İSO Meclisi’nde verdiği rakam çarpıcı: "20 yıl önce Çin'in küresel üretimdeki payı yüzde 5'ti. Bugün yüzde 35'in üzerine çıktı."
Bu tesadüf değil. Uzun vadeli sanayi politikasının sonucu.
Biz neden geride kaldık?
Asıl soru bu. İSO Başkanı Erdal Bahçıvan'ın tespiti çok net: Türkiye klasik sanayileşmesini tamamlamadan hizmet ekonomisine yöneliyor.
Yani gelişmiş ülkelerin ulaştığı noktaya, onların geçtiği yolu tamamlamadan gitmeye çalışıyor. Bu nedenle "erken sanayisizleşme" kavramını kullanıyor.
Çünkü gelişmiş ülkelerde sanayinin milli gelir içindeki payının........
