menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Başkentin sessiz hafızası Eski Ankara Evleri

8 0
10.06.2026

Bir şehirdeki mimari yapılar, kültürel hafızayı günümüz dünyasına ve yeni kuşaklara aktarılması açısından önemlidir.

Anadolu’da birçok yerleşim yerinde tarihten günümüze aktarılan eski mimari yapılar mevcuttur. Kaleler, hanlar, saraylar, çeşmeler, hamamlar, köşkler, külliyeler, medreseler, camiler, kiliseler ve antik kentler Türkiye’nin birçok şehrinde varlıklarını tarihin derin sırları ile sürdürmektedirler. Anadolu birçok medeniyete şahitlik etmiştir. Bu medeniyet ve devletleri sıralayacak olursak; Neolitik topluluklar, Hititler, Urartular, Frigler, Lidyalılar, Persler, Helenistik krallıklar, Antik Yunan/İyon şehir devletleri, Roma İmparatorluğu, Bizans/Doğu Roma, Ermeni ve Gürcü krallıkları, Selçuklular, Anadolu Beylikleri ve Osmanlı Devleti olmak üzere günümüze birçok yapı ile tarihi hafıza ve kültürel hafıza açısından bizlere miras kalmıştır. Osmanlı Devleti’nin mimari yapıları bizlerin kültürel hafızasının canlanması için çok önem arz etmektedir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde özellikle 18. ve 19.  yüzyıllardan kalma mimari yapılar tarih ve kültürel hafızamızın canlı tutulmasında ve aktarılması bakımından önemlidir. Diğer medeniyet ve devletlerin ise dünya tarihinin hafızasını tanımamız için günümüzde halen ayaktadır.

Ankara Tarihiden Kısa Bir Kesit

Başkent Ankara tarihte birçok medeniyet ve devlete tanıklık emiştir. Ankara’da Antik Çağ ve Roma dönemi yapıları, Bizans / Doğu Roma dönemi izleri, Selçuklu, Ahi ve Beylikler dönemi yapıları, Osmanlı dönemi yapıları ve Cumhuriyet dönemi yapıları vardır. Hacer Ela Aral’ın araştırma makalesinde şöyle bahsetmektedir. “Ankara çevresinde Paleolitik çağa kadar uzanan insan yerleşimlerine dair pek çok iz bulunmuş olsa da kentin kuruluşu MÖ 8. yüzyılda Frig dönemine tarihlenmektedir. Frigler’in Ankara’da yerleşmesini takip eden iki yüzyılda, kent içi ve çevresinde pek çok yapı ve tümülüs adı verilen anıt-mezarlar yapılmıştır” (Aral, 2017). Bu akademik çalışmada belirtildiği üzere Ankara şehir olarak ilk medeniyetin kuruluşu M.Ö 8. yüzyıla dayanmaktadır. Bu tarih, günümüzden yaklaşık 2.700–2.800 yıl öncesine karşılık gelmektedir.

1073 yılında tamamen Türk hakimiyetine giren kent, 11.yy’ın son çeyreğinde tekrar sur içine çekilmiştir. Kalenin Türkler tarafından ilk ele geçirilişinden Osmanlı hâkimiyetine geçişine kadar geçen sürede kentin genel görünümüne etki edecek düzeyde mimari bir yapı inşa edilmemiştir. 13.yy’da ahi yönetiminde olduğu bilinen kente bu dönemde adını ahilerden alan yapılar eklenmiştir. İnşa edilen yapılar genellikle gösterişsiz ve küçük ölçekli yapılar olmuştur. Bunun nedeni yapıların sultanlar tarafından değil de yerel tarikat liderleri tarafından ferdi teşebbüsle yaptırılmış olmasıdır (Tunç, 2004, s.81, 87-89). 1403’te Osmanlı hakimiyetine giren kent, 16.yy’da sof ticaretinde önemli bir merkez halini almıştır. Kentte sof üretimi çevre kasabalara yayılmış ve sof ticareti Avrupalı tüccarları kente çekmiştir (Akpolat ve Eser, 2004, s. 24). Kent, bölgede ham sofların işlenmesi ve kumaş haline getirilmesinde merkez konumuna gelmiştir. Kentte toplanan soflar (Ankara keçisinden elde edilen bir tür kumaş), başta İstanbul, Bursa, Halep gibi kentler olmak üzere büyük çoğunluğu Venedik, Lehistan gibi Avrupa ülkelerine ihraç edilmiştir (Ergenç, 1984, s.55-57). Evliya Çelebi 1640 yılında Ankara ziyaretinde şu sözleri söylemiştir: “Ankara Kalesi........

© Haberton