Korkunun saltanatı
Bugünün Türkiye’si, artık sadece siyasi bir çatışma alanı değil; aynı zamanda hukukun üstünlüğünün gölgede kaldığı, bireysel hak ve özgürlüklerin kuşatıldığı, hakikatin ise iktidar aygıtının çıkarlarına uygun bir şekilde şekillendirildiği bir ülke. Bu labirentin karanlık köşelerinde, halkın sesi yankılanmıyor; çünkü o ses, duvarların ötesine ulaşmadan boğuluyor. Her dönemeçte yeni bir düşman yaratılıyor, yeni bir korku yayılıyor. Kutuplaşma yalnızca bir araç değil; bir yaşam biçimi hâline getiriliyor. İnsanlar artık yanındakine güvenmek yerine, kimliğini sorgulamaya yönlendiriliyor. “O bizden mi?” sorusu, tüm diyalogların ve ilişkilerin önüne geçiyor. Toplum, biz ve onlar şeklinde ikiye ayrılıyor; ama asıl kazanan, bu bölünmeden beslenen iktidar oluyor.
Son yirmi yılda Türkiye’de iktidarın inşa ettiği sistem, adaleti yerle bir eden bir dizi mekanizma ile güçlenmiştir. Hukukun bağımsızlığı ilkesi, yerini yandaşlıkla yoğrulmuş bir yargı sistemine bırakmış durumda. Mahkemelerin kararları, bir zamanlar yargının tarafsızlığına duyulan güvenin teminatıydı; oysa bugün mahkeme salonları, iktidarın gücünü pekiştiren birer tiyatro sahnesine dönüşmüş durumda. “Adalet”, artık sadece güçlü olanın elindeki bir araç; zayıf olanın boynunda ise bir prangadır. Hangi siyasi görüşten olursa olsun, muhalif olmak, yargı sopasıyla susturulmanın bir gerekçesi hâline gelmiştir. Gazeteciler tutuklanıyor, akademisyenler susturuluyor, aktivistler itibarsızlaştırılıyor. Bu düzenin temelinde ise, halkın iradesinin değil, korkunun yönlendirdiği bir otoriterlik yatıyor.
Kutuplaşma, iktidarın en güçlü silahlarından biri olarak kullanılmakta. Toplum, kutuplar arasında sıkışmış, birbirine karşı kışkırtılmış durumda. Siyasal söylem, “yanımızda olanlar” ve “karşımızda duranlar” gibi keskin ayrımlarla şekilleniyor. Bu kutuplaşma yalnızca siyasi arenayı değil, aile içi ilişkilerden işyerlerine, sosyal medyadan mahalle kahvelerine kadar tüm yaşam alanlarını zehirliyor. Bir arada yaşama kültürümüz, bu bilinçli politikalarla yok edilirken, bireyler kendi........
© Haberton
