Kendi hikayesini unutanlar
Peki, kimdir bu hayatı olmayan insanlar? Hayatlarını kendi ekseninde inşa etmek yerine başkalarının hayatlarına odaklanan, sosyal medyada gördükleri parıltılı anlarla kendi rutinlerini kıyaslayarak sürekli mutsuz olan kişiler. En kötüsü de bu mutsuzluğu bir yaşam biçimine dönüştürmüş olmaları.
İnsan neden kendi hayatını yaşamayı bırakır? Bunun temel nedeni, içsel bir boşluktur. Hayat, uğruna bir şeyler ürettiğimiz, çabaladığımız, inşa ettiğimiz bir süreçtir. Ancak bu süreç, modern toplumlarda pasif bir gözlemciliğe dönüştü. İnsanlar artık kendi hikayelerinin yazarı olmaktan vazgeçti. Bunun yerine, başkalarının hikayelerini izliyor, kıyaslıyor ve sonunda mutsuz oluyorlar.
Sosyal medya bu durumu daha da körüklüyor. İki tuşla, dünyanın dört bir yanındaki insanların başarılarını, mutluluklarını ve “mükemmel” hayatlarını görebiliyoruz. Ancak insanlar, gördüklerinin bir kurgu olduğunu fark etmiyor. Instagram’da paylaşılan tatil fotoğraflarının arkasındaki borçları, başarılı iş insanlarının arkasındaki uykusuz geceleri veya spor salonunda çekilmiş bir fotoğrafın arkasındaki yıllarca süren emeği göremiyorlar. Çünkü görmek, sorumluluk getirir. Başkalarının emeğini fark ederseniz, dönüp kendi hayatınızda ne yapmanız gerektiğini sorgulamak zorunda kalırsınız. Ancak sorgulamak zor gelir; dolayısıyla en kolayı mutsuz olup şikayet etmektir.
En çarpıcı nokta, mutsuzluğun bir tür konfor alanı haline gelmiş olmasıdır. İnsanlar sürekli olarak “Benim hayatım kötü” diye şikayet ederken, bu durumdan çıkmak için hiçbir şey yapmıyorlar. Çünkü mutsuzluk çaba gerektirmez. Oturup sadece şikayet ederek bile mutsuz olunabilir. Ancak mutlu olmak........
© Haberton
