menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İmparatorluklar nasıl inşa edildi?

17 0
01.03.2026

Bizim bugün “devlet” dediğimizde zihnimizde canlanan o kutsal, soyut, bayraklı, anayasalı, vergi daireli ve sınırları uluslararası antlaşmalarla çizilmiş devasa mekanizma var ya? Ha, işte onu bir kenara bırakın.

15. ve 16. yüzyıllara bakarken, yakın tarih okumalarında sıkça düştüğümüz o tehlikeli anakronizm tuzağına düşersek; yani bugünün o kurumsal devlet algısını alıp geçmişin tozlu, çamurlu ve kanlı topraklarına yapıştırırsak, olayları tamamen yanlış okuruz. Tarih bir pembe dizi değildir; tarih, kurumların, lojistiğin, iktisadın ve bitmek bilmeyen güç mücadelelerinin arenasıdır.

O dönemde devlet dediğiniz şey, kamuya hizmet eden rasyonel bir aygıt falan değildi. Devlet, at sırtında iyi kılıç sallayan, rakiplerini tasfiye edebilmiş elit bir zümrenin, daha doğrusu bir hanedanın şahsi mülküydü. Yani bir Kutsal Roma İmparatoru veya Fransa Kralı sabah kalktığında “Bugün halkım için, kamu yararına ne yapsam?” diye düşünmüyor. “Şu Burgonya Dükü’nün kızını bizim oğlanla evlendirirsem, Flandre bölgesindeki tekstil ve vergi gelirlerini çeyiz olarak kapatır mıyım?” diye düşünüyor. Sınırlar, milletlerin iradesiyle veya doğal coğrafi engellerle değil; yatak odalarında, veraset savaşlarında ve tamamen tesadüfi hanedan evliliklerinde çiziliyordu.

İşte feodal düzenin o meşhur kişisel doğası tam da budur. Toprak senin tapulu malındır, üstündeki köylü (serf) de o malın demirbaş envanterine dahildir. Mesela meşhur Habsburg Hanedanı’nı düşünün… “Bırakın başkaları savaşsın, sen mutlu Avusturya, evlen!” (Bella gerant alii, tu felix Austria nube) mottosuyla koca bir Avrupa hegemonyasını sadece doğru stratejik evlilikler yaparak inşa etmişlerdir. Ortada soyut bir vatan mefhumundan ziyade, devasa bir aile şirketinin mülk yönetimi vardır.

Peki ne oldu da bu paramparça, herkesin kendi kalesinde derebeylik tasladığı, sadakatin kişisel yeminlere (vassalaj) dayandığı o kaotik feodal dünya, 15. ve 16. yüzyıllarda o bildiğimiz devasa imparatorluklara, mutlakiyetçi (absolutist) monarşilere evrilmeye başladı? İşin sırrı ulu önderlerin büyük vizyonlarında veya “hadi birleşelim” romantizminde değil; barutta, top dökümünde ve maliyede........

© Haberton