Dünyadan bihaber olanlara
Dünya üzerinde insanlar sadece iyi kötü diye ikiye ayrılmaz. Derdi dünya olanlar ve dünyayı dert etmeyenler de vardır.
Günlük telaşlara, yaşam mücadelesine ne kadar dalarsak dünyayı o derece unutuyoruz sanki. Kendimizden sıyrıldığımız zaman ancak görebiliyoruz yerkürenin halini.
Bazen de kafamızı kuma sokup ilgilenmemek işimize geliyor. En azından bünyemizi dünya ile sarsmamak için görmezden gelmeyi huy haline getirmeyi de ihmal etmiyoruz, sözümüz meclisten dışarı.
Bazen de dünyayı dert ederek, kâinatın bütün sorunlarını kendimiz yaratmış gibi davranmamız ve bunların altında kalmamız da olası ihtimal.
Bazen yok sayamıyorsunuz da işte. İnsan kendisi ne kadar tasayla örülüyse, dış dünyaya o kadar kayıtsız kalıyor. Çünkü önce insanın kendini düşünmesi gerekli.
Ne kadar da önce kendimiz olsak da bir yerde de mevcut şartların olgunlaşması ve dışımızdaki çevrenin de kendi içimize dönmemize izin vermesi gerekli. Kuvvetli fırtına da yelken açılıp ilerlenemeyeceği gibi fırtınaya kayıtsız kalmak da boşa kürek çekmek olur ki zaten ilerlenmesi mümkün olmaz.
O yüzden de insan kendi refahını ve rahatını düşündüğü kadar dış dünyanın da ve çevresininkini de düşünmeli. Bir nebze de olsa çevresini iyileştirmeli.
Diğer türlü insanın ne huzuru olur ne huysuzluğu biter. Yine her koşulda dış dünya ve kendimiz arasında bir denge kurmamız gerekir.
Dünyanın bir derdi varmış ama banane diyenler: ‘Dünyadan Bihaber’ olanlara şu dizelerle seslenmek mümkün:
Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.
Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgârda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.
Uçsuz bucaksız değirmen;
Abasız, postsuz bir derviş.
Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.
