Peygamberlere Verilen Mucizevî Hususiyetler Bir Ayrıcalık mı, Yoksa Ağır Bir Mesuliyet mi?
Muhakkak ki Allah, Âdem'i, Nûh'u ve İbrâhîm hânedânı ile Âl-i İmrân'ı (İmran kızı Meryem ve Îsâ'yı) birbirinden gelen bir zürriyet olarak âlemler üzerine seçkin kıldı.1
Bir zaman da melekler şöyle demişlerdi: “Ey Meryem! Şübhesiz ki Allah, seni seçti, seni temiz kıldı ve seni âlemlerin kadınlarına seçkin kıldı.2
(Allah şöyle buyurdu:) “Ey Zekeriyyâ! Şübhesiz biz, seni bir oğul ile müjdeliyoruz ki onun adı Yahyâ'dır; daha önce ona hiç (kimseyi) adaş yapmadık.3
“Ey Yahyâ! Kitâb'ı (Tevrât'ı) kuvvetle (sabırla) tut!” (buyurduk). Ve daha çocuk iken ona hikmet (peygamberlik ve Tevrât'ı anlama kabiliyeti) verdik.4
(Îsâ, henüz doğmuş bir bebek iken) şöyle dedi: “Şübhesiz ki ben, Allah'ın kuluyum; (O) bana Kitâb'ı verdi ve beni peygamber yaptı!”5
Kur’an’da peygamberler üzerinden anlatılan ve doğuştan gelen mucizevi özellikler ilk bakışta İlâhî adalet açısından bir ayrıcalık gibi görünebilir. Ancak İslam düşüncesine göre mesele, kişinin kendisine verilen imkânı ve durumu nasıl kullandığıdır. Peygamberlik vazifesi, kulun kesbiyle (çalışmasıyla) kazanılan bir makam değil; tamamen vehbî (Allah’ın bir ihsanı) olan bir memuriyettir. Allah, mülkün yegâne sahibi olarak, ezeli hikmetiyle her varlığa fıtratına uygun bir istidat tayin eder. Peygamberlerin mucizevi doğuşları veya çocuk yaştaki ilimleri, onlara tanınan bir ayrıcalık değil; omuzlarına yüklenecek olan büyük mesuliyetin birer donanımıdır. Bu durum, adaletin "eşitlik" değil, "hakkaniyet" ve "hikmet" üzere tecelli etmesidir. Cenab-ı Hak Kur'an-ı Azîmüşşan'da şöyle buyuruyor:
Kimseye kıl kadar haksızlık yapılmaz.6
Ayrıca "seçilmiş soy" meselesi, doğrudan bir üstünlük değil, bir görev ve sorumluluk ifadesidir. Nitekim bu tür ailelerden gelen kişiler, sıradan insanlardan daha ağır bir yük taşırlar.........
