Şarkın Çocukları ve Mukadderatın Yeniden Yazıldığı Gün
"Biz şarkın çocukları olarak bugünden ziyade yarının endişesini yaşıyoruz."
Bu cümle, yalnızca bir duygunun ifadesi değildir; yüzyılların yükünü omuzlarında taşıyan bir coğrafyanın sessiz çığlığıdır. Çünkü Şark, tarih boyunca medeniyet kurmuş; ilim, irfan ve hikmet üretmiş bir coğrafya olmasına rağmen, uzun zamandır kendi kaderini tayin etmek yerine başkalarının çizdiği sınırlar ve senaryolar içerisinde yaşamaya zorlanmıştır.
Kur'ân-ı Kerîm, bu hakikati asırlar öncesinden şu ilahî ölçüyle haber vermektedir:
«"Bir toplum kendisinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez." (Ra'd Suresi, 11)»
İlâhî kanun açıktır: Değişim önce vicdanda başlar; sonra fikirde, ahlakta ve nihayet toplum hayatında karşılığını bulur. Kendi iç muhasebesini yapmayan milletler, zamanla kendi gelecekleri üzerinde söz söyleme haklarını da kaybederler.
Ne acıdır ki bizler, bir dönem kendi mukadderatımızla olan bağımızı zayıflattık. Ortak aklımızı ihmal ettik, istişare kültürünü daralttık, ilmi geri plana attık ve kardeşlik hukukunu çoğu zaman günlük hesaplara feda ettik. Böyle olunca da başkaları bizim geleceğimiz üzerine plan yapmaya başladı.
Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur.
Abbâsîler döneminde dünyanın ilim merkezi olan Bağdat, kendi iç çekişmelerinin bedelini ağır ödedi. Endülüs, sekiz asırlık medeniyetini dış güçlerden önce kendi parçalanmışlığı sebebiyle kaybetti. Osmanlı Devleti de yalnızca dış saldırılarla değil; içeride zayıflayan ilim, adalet ve istişare anlayışıyla güç kaybetti.
Demek ki........
