menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kur’anın Öğretiği Edeb ve Nezaket: Şerri / Kötülüğü Allah’a nispet etmemek

13 0
01.05.2026

Artık, şu an okuduğunuz üzere, Cuma günleri, Kur’an, dil, belağat, edebiyat laa ilgili konuları ele alıyorum. Başta Fadıl es-Samerrai başta olmak üzere dilcileri, tefsirlerin ve diğer kaynaların yardımıyla, Kur’an dilini, icazını, mesajını daha iyi anlayabilmek için mütevazi yazılarla, faydalı olmak ve sizlerin de dualarıyla, iz bırkanlar arasında yer almak istiyorum.

Bu Cuma ele alacığımız konu da çok şaşırtıcı ve insanı hayrete düşüren birkonu olacak. Bugün, Rabbimizin kelamındaki cümlelerde öznelerin kime isnad edildiği konusunu işeyeceğiz. Burada, bizleri de yakından ilgilendiren ve hayatımıza tatbik etmemzi gerekn yüksek bir ahlaki düstür olduğunu göreceğiz. Akademik tabirle, ilahî Kelâmda isnad etiğini ele alarak ur’ân’da şer ve Hayrın dilbilimsel ve teolojik analizini yapmaya çalışacağız. Birer birer konuyu birlikte analiz etmeye başlayalım.

Kur’ân’ın Edep Evreni ve İsnad Meselesinin Stratejik Önemi

Kur’ân-ı Kerîm, nâzil olduğu günden bu yana yalnızca bir hidayet rehberi değil, aynı zamanda Arap belâgat ve fesâhatinin ulaşılamaz zirvesi olarak tecelli etmiştir. Bu mübarek kelâmda ittihaz edilen dilsel tercihler, basit birer üslup zenginliği olmanın ötesinde, doğrudan inanç esaslarını (akîde) inşa eden stratejik birer mimari unsurdur. Bu mimarinin temel direklerinden biri de bir eylemin bir faile bağlanması anlamına gelen isnad meselesidir. Kur’ân’daki isnad tercihleri, tesadüfi olmaktan münezzeh olup, bizzat bir "İlahî Edep" sistemi üzerine bina edilmiştir. Özellikle hayır ve şer kavramlarının failleriyle, bunları yapanlarla olan ilişkisi, kulun Rabbi karşısındaki duruşunu ve kâinatı anlamlandırma biçimini belirleyen kelami bir zarurettir. Dilbilgisinin kelami /akidevi bir zemine nasıl dönüştüğünü anlamak için öncelikle klasik belâgat otoritelerinin bu konuya yaklaşımını incelemek gerekir.

Dilbilimsel Altyapı: Klasik Belâgat ve Kelâmın Kesişme Noktası

Klasik belâgat geleneğinde, "İmâmu'n-Nahv" unvanıyla maruf el-Müberred ve bilhassa Abdulkâhir el-Cürcânî, isnad meselesini Kur’ân i’câzının merkezine yerleştirmişlerdir. Cürcânî, şaheseri Delâilü’l-İ’câz’da, bir fiilin kime bağlanmasının, kimse isnad edilmesinin hem anlam katmanlarını hem de muhatap üzerindeki psikolojik tesiri belirleyen yegâne unsur olduğunu belirtmektedir. Bu dilbilimsel hassasiyet, kelâm ilmindeki tenzih (Allah’ı noksanlıktan uzak tutma) ilkesiyle birleştiğinde, karşımıza "hazf-ı fâil" (failin gizlenmesi, söylenmesi) gibi muazzam bir sanat çıkmaktadır. İlahî üslup, Allah Teâlâ’nın kemâl sıfatlarını pekiştirirken, O’nun zatını noksanlık ve çirkinlik çağrışımlarından sakındırmak için şu mekanizmaları kullanır:

Tenzih: Allah’ın şer ve kusurla doğrudan yan yana getirilmemesinin dilsel teminatıdır. Şerri ifade eden fiillerin edilgen (meçhul) sîga ile sunulması, Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih etme edebindendir.

Takrîr: Rahmet,........

© Habername