VARLIĞIN AĞIR SORUMLULUĞU: DOĞUM GÜNÜ MÜ, MUHASEBE GÜNÜ MÜ?
Mezar taşımıza kazınacak olan ismi anlamlandırmaya çalıştığımız bu hayatta; doğduğumuz tarihten bir sene daha uzaklaştığımızın ve öleceğimiz o meçhul tarihe bir sene daha yaklaştığımızın farkında mıyız? Tebrikler ve alkışlar arasında, bir damla sudan gelen ve bir avuç toprağa giden bu sessiz yolculuğun bize ne söylediğini işitiyor muyuz? Apaçık bir ziyanda oluşumuzun verdiği bir sıkıntıyla üf'lememizgerekirken, ışıkları söndürülmüş bir odada sürpriz olmayan bir pastanın mumlarını üfleyerek mi sorumluluğun ağırlığından sıyrılıyoruz? Peki ya kabrin koyu karanlığını ve asıl o zaman mumlara, kandillere ihtiyaç duyacağımızı düşünebiliyor muyuz?
Geçip gidiciliğe dair bir ihtar olması gerekirken ömrümüzden eksilen koskoca bir yılı daha coşkuyla kutlamak ne kadar anlamlı? Sahi, nedir bu doğum günü kutlaması? Zamana ve dünyaya tutunamamanın verdiği çaresizliğe bir teselli mi? Halbuki, bu fani hayattaki ilk günümüze ve dahi nasıl, ne zaman olacağını bilmediğimiz son günümüze dair sarsıcı bir hatırlatıcı olmalı değil miydi?
Payımıza düşen ve sonunu bilmediğimiz bir ömrün ilk gününü, miladını anmak istiyoruz. Yıllanmak çünkü.. Yıl almak önemli geliyor bize. Değişmek, farklılaşmak, bir sene daha yaşamış olmayı başarmak gibi geliyor. Ve her başarı gibi, bunu da kutlamak geliyor içimizden.
Başkalarına benzememek hassasiyetimiz de var aynı zamanda. Dilek tutmuyoruz ama dua ediyoruz. Belli etmiyoruz ama içten içe hediye bekliyoruz yine de. Hiç değilse sevdiklerimiz hatırlasın, "iyi ki var olduğumuzu" söylesin, doğuşumuzun anlamlı olduğunu bize hissettirsin istiyoruz. Bir taraftan da "Yaşlandık yahu" demeyi çok seviyoruz. Halbuki kendi söylediğimizi fark........
