KURBANIN ETİ, İNSANIN NİYETİ
Kurban Bayramı yaklaşınca evlerin dili değişir…
Sokakların kokusu, sofraların bereketi, çocukların heyecanı, büyüklerin telaşı başka bir hâl alır.
Ama insan yine de kendine şu soruyu sormadan edemiyor:
Biz gerçekten Kurban Bayramı’na mı hazırlanıyoruz; yoksa birkaç günlük tatil, birkaç kilo et, birkaç fotoğraf ve birkaç ziyaret programı mı planlıyoruz?
Eskiden Kurban Bayramı, yalnızca bir hayvanın kesildiği gün değildi.
Evin kapısının açıldığı, komşunun hatırlandığı, fakirin sofrasına bereket düştüğü, çocuğun bayramlığıyla sevindiği, büyüğün duasıyla evin nurlandığı gündü.
Kurbanın eti eve girerdi ama asıl mesele, o etle beraber eve merhametin, paylaşmanın ve teslimiyetin girip girmediğiydi.
Bugün ise galiba biraz hesabımız çoğaldı, hissimiz azaldı.
Kilosunu hesaplıyoruz.Hissesini hesaplıyoruz.Kavurmasını hesaplıyoruz.Ama niyetimizi ne kadar tartıyoruz, orası biraz meçhul…
Bıçak Neyi Keser, Neyi Kesemez?
Kurban bıçağı hayvanın boğazına değer.
Fakat asıl mesele şudur:
O bıçak bizim içimizdeki cimriliğe, kibre, gösterişe, hoyratlığa ve bencilliğe de değiyor mu?
Çünkü insan bazen kurbanını keser ama nefsine dokunmaz.
Bağışını yapar ama merhametini uyandırmaz.Sofrasına et koyar ama komşusunun kapısını çalmaz.Vekâlet verir ama mesuliyet hissetmez.
İşte asıl tehlike burada başlar.
Kurban kesmek kolaydır. Zor olan, insanın içindeki “ben” putuna bıçağı indirebilmesidir.
Zor olan, “benim param, benim sofram, benim ailem, benim rahatım” duvarını yıkıp; “bizim mahallemiz, bizim ümmetimiz, bizim insanlığımız” diyebilmektir.
İbrahim Aleyhisselam’ın teslimiyeti, yalnızca bıçağın keskinliğinde değil; gönlün Allah’a râm oluşundaydı.
İsmail Aleyhisselam’ın asaleti, yalnızca kurban oluşunda değil; rızanın en yüksek makamına yürüyüşündeydi.
Biz de her Kurban Bayramı’nda aslında aynı sualle karşı karşıyayız:
Neyi seviyoruz?Neye tutunuyoruz?Neyi Allah için feda edebiliyoruz?
Bayram Sabahı Çocukları
Bizim çocukluğumuzda bayram sabahları başka olurdu.
Ayakkabı gece başucuna konur, bayramlık elbise sanki sıradan bir kıyafet değil, dünyaya yeniden çıkış izni gibi bekletilirdi.
Sabah erkenden kalkılır, evin içinde telaşla karışık tatlı bir vakar dolaşırdı.
Büyükler ağır ağır hazırlanır, çocuklar ise bayramı daha güneş doğmadan başlatırdı.
Kurban kesilecekse evin havası değişirdi.
Çocuklar biraz meraklı, biraz ürkek, biraz da “acaba bana ne düşecek?” hesabıyla ortalıkta dolanırdı.
Annenin telaşı, babanın ciddiyeti, komşunun gelişi, kapı önündeki hareketlilik…
Bunların her biri bayramın görünmeyen merasimleriydi.
Şimdi bazı çocuklar bayram sabahı........
