'Bir Aşkın Son Menzili'
Son yazılarımdan birinde (Kız da senin, Kul da senin) hatıralarından bahsettiğim Mahmut Sami Kirazoğlu Beyefendi’nin bir hatırası daha var ki, gerçekten çok ilginç. Bu yaşanmış hikâyede peygamber aşığı olup Medine’ye gömülmek isteyen Samsunlu Mustafa Dede ile; Türkleri ve Türkiye’yi çok seven, Türkiye’yi görmeyi çok arzulayan Hintli bir Dede’nin Medine’de kesişen yolları ve ve bu yolların hayal ötesi menzilleri anlatılıyor.
Hikâye şöyle başlıyor (özetliyorum, bazen üslubu hikâye şekline dönüştürüyorum):
“…Mescid-i Kuba’yı yaparken bizim minarede çalışan Remzi diye bir ustamız vardı. Bir gün,
— Hocam, dedi, size özel bir şey konuşmak istiyorum. Doksan küsur yaşında Medine-i Münevvere aşığı bir dedem var. İlla tutturdu, buraya gelmek istiyor…
Tabii o dönemde bu yaşta birinin Suud’a gelmesi zor. Lakin aradan bir müddet geçti. Bir de baktık ki Mustafa Dede umreye gelmiş. Haber geldi bize. Kimseye bir şey söylememiş, bir umre grubuna katılıp gelmiş.
Dedeyi bir gördüm, nurun alâ nur… Bambaşka bir zat.
Mekke’deki bütün ziyaret yerlerine götürdük. Sonra düştük Medine yoluna. Onu Medine’ye götürürken dikkat ettim: Arabada asla arkasına yaslanmıyor, dayanmıyor.
— Dedeciğim, niye dayanmıyorsun? dedim.
— Efendimiz deveye bindiğinde arkasında, sırtında yastık mı vardı? Devenin üstünde, o sıcağın altında giderdi. Böyle buz gibi arabada koltuklar, sırtlar, yastık… Her şey rahat. Ben utanmadan bir de kalkıp sırtımı mı dayayacağım? dedi.
Demek ki ehlullah böyle tasavvur ediyor.
" Medine’ye Yazılan Kader”
Neyse, Medine-i Münevvere’ye kavuştu. Ziyaretler, ibadetler derken bizi bir düşünce aldı: Mustafa Dede’yi Türkiye’ye nasıl göndereceğiz? Onu nasıl ikna edip otobüse bindireceğiz? Peygamber ve Medine aşığı birini buradan göndermek çok zor olacak.
Gün geldi, çattı. Efendimize gidip destur ziyareti aldık. Ondan sonra Hazreti Hamza Efendimize gittik. Babamın hep dillendirdiği bir söz vardır: “Burayı........
